У нас вы можете посмотреть бесплатно Türkiye’de Aileler Alarm Veriyor! Yuvalar Neden Yıkılıyor? или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Türkiye’de Evlilik ve Aile Yaşamı Üzerine Bugün sizlerle evlilik ve aile yaşamı üzerine kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum. Evlilik dediğimizde bazen bir söz vardır: “Bir ah çeksem karşıki dağlar yıkılır.” Son dönemde TÜİK verilerini incelediğimde gerçekten içim parçalandı. Çünkü daha 20 yıl öncesine kadar yaklaşık her 6 evliliğe karşılık 1 boşanma vakası görülürken, bugün açıklanan güncel raporlarda neredeyse 3 evliliğe karşılık 1 boşanma vakasıyla karşı karşıyayız. Bu sadece sayısal bir artış değildir. İnsanlık tarihi düşünüldüğünde 20 yıllık süre çok kısa bir zaman dilimidir. Bu kadar kısa sürede bu denli keskin değişimler yaşanması ciddi bir alarm durumuna işaret etmektedir. Burada iki temel husus karşımıza çıkmaktadır: Birincisi, evliliğin kurulma aşamasında karşılaşılan güçlükler. İkincisi ise evliliği sürdürme aşamasında karşılaşılan güçlükler. Özellikle gençler üzerine yapılan araştırmalarda evlenme yaşının hem kadınlarda hem erkeklerde ileri yaşlara kaydığı görülmektedir. Bundan 20 yıl önce daha erken yaşlarda başlayan evlilikler bugün 28–30’lu yaşlara doğru ötelenmiş durumdadır. Bunun altında ekonomik kaygılar, eğitim sürecinin uzaması, kariyer planlamaları ve evliliğe ilişkin olumsuz deneyimler yer alabilmektedir. Aile dediğimiz yapı, toplumu oluşturan en küçük birimdir. Anne, baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile, toplumsal düzenin temel taşıdır. Bu yapı zedelendiğinde yalnızca iki kişi değil, çocuklar ve dolaylı olarak toplum etkilenmektedir. Boşanmalar artık sadece iki kişiyi ilgilendiren bir mesele değildir. Çocuklar bu süreçten ciddi şekilde etkilenmektedir. Özellikle küçük yaşlardaki çocuklar, anne ve baba arasındaki problemin kaynağını bazen kendileri olarak düşünebilmekte; “Ben yaramazlık yaptım, bu yüzden ayrıldılar.” şeklinde hatalı anlamlandırmalar yapabilmektedirler. Bu durum çocukların psikolojik gelişimini doğrudan etkilemektedir. Evlilik sürecinde ailelerin tutumu da son derece önemlidir. Bazen ebeveynler, kendi evliliklerinde yıllar içinde ulaştıkları maddi ve sosyal düzeyi, daha meslek hayatının başında olan gençlerden bekleyebilmektedir. Bu ise gençler üzerinde ciddi bir psikolojik ve maddi baskı oluşturmaktadır. Oysa sürecin başındaki bireylerden beklentilerin daha makul düzeyde tutulması gerekir. Kolaylaştırıcı bir yaklaşım benimsenmelidir. Bir diğer önemli mesele iletişimdir. Sağlıklı bir aile yapısında iletişim kanalları açık olmalıdır. Eşler, problemlerini karşı tarafı suçlayarak değil, çözüm odaklı bir yaklaşımla ele almalıdır. Günümüzde bireyselliğin aşırı ön plana çıkması, “Benim mutluluğum, benim refahım” anlayışının güçlenmesi evlilik kurumunu zedelemektedir. Sürekli “ben” diyen bir yaklaşım, kısa vadede kazandırıyor gibi görünse de uzun vadede kaybettirir. Evlilik ticari bir kurum değildir. Küçük hesapların yapıldığı bir alan olmamalıdır. İyi ve kötü günün paylaşıldığı, sorumlulukların birlikte üstlenildiği bir birlikteliktir. Sağlıklı iletişim kurulmadığında, küçük görünen meseleler büyüyerek yuvaların yıkılmasına sebep olabilmektedir. Eşler, beklentilerini açık ve kırıcı olmayan bir dille ifade etmelidir. “Sen beni anlamıyorsun” demek yerine, “Şu durum beni üzüyor” diyebilmek önemlidir. Karşımızdaki kişi zihnimizi okuyamaz. Açık iletişim kurmadığımız sürece sorunların çözülmesi mümkün değildir. Ayrıca evlilik sürecinde kimlerle vakit geçirdiğimiz de önemlidir. Eğer ilişkiye zarar veren, sürekli eşinizi kötüleyen, aile düzeninizi bozan kişiler varsa, bu kişilere karşı sınır koymak gerekir. Bazen bir problemi çözmenin en güzel yolu, o problemle karşılaşmamaktır. Toksik ilişkilere mesafe koymak evliliğin sağlığı açısından önemlidir. Evlilikte zaman zaman maddi zorluklar yaşanabilir. Muhabbet azalabilir. Ancak saygı ve sadakat kaybedilmemelidir. Saygının olmadığı bir ortamda kimsenin uzun süre tahammül edebilmesi mümkün değildir. Toplumsal düzeyde de bu meseleye dair ciddi adımlar atılması gerektiği kanaatindeyim. Çünkü aile yapısındaki zayıflama, uzun vadede toplumsal düzeni ve yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Yeni nesiller evliliğe korku ve önyargıyla bakmaya başlamaktadır. Son olarak şunu ifade etmek isterim: İnsan iki gün hiçbir şey yapamaz denir. Dün hiçbir şey yapamaz. Yarın da hiçbir şey yapamaz. Ne yaparsak bugün yaparız. Bu nedenle içinde bulunduğumuz anda üzerimize düşen rolü sağlıklı bir şekilde yerine getirmek önemlidir. Ebeveynlik rolü, eşlik rolü, annelik ya da babalık rolü… Hangi roldeysek, o rolü bilinçli ve sağlıklı şekilde yerine getirmeliyiz. Daha mutlu, daha huzurlu ve daha sağlıklı yuvalar diliyorum.