У нас вы можете посмотреть бесплатно Adab-ı Muaşeret Nedir? Ne Değildir? или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Eğer öyleyse, bu video tam size göre. Çünkü bugün, adab-ı muaşeretin sadece ne olduğunu değil, en önemlisi ne olmadığını da konuşacağız. Adab-ı muaşeret denince çoğu kişinin aklında şu var: • Resmiyet • Yapaylık • Kendin olamamak • Sürekli dikkat etmek zorunda olmak Hatta bazıları için adap, “üstten bakma” ya da “görgü taslama” anlamına geliyor. Ama şunu net söyleyelim: Adab-ı muaşeret bunların hiçbiri değildir. Eskiden bu topraklarda adap, hayatın merkezindeydi. Osmanlı’da “edep” kelimesinin ilmin önünde anılması boşuna değildi. “Edep ya hu” denirdi; çünkü insan, ne bildiğiyle değil, o bilgiyi nasıl taşıdığıyla hatırlanırdı. Bugün ise adab-ı muaşeret denince, çoğu kişinin içinde bir mesafe oluşuyor. Sanki yapmacıklıkmış gibi, sanki insanı kalıplara sokan bir resmiyetmiş gibi algılanıyor. Oysa samimiyeti yok eden hiçbir şey, adap değildir. Adap, üstten bakmak da değildir. Bilgiyi, görgüyü ya da terbiyeyi başkalarını küçültmek için kullanmak, edep değil; düpedüz kibirdir. Çünkü edep, insanı yükseltmez; yere bastırır. Adap, ezberlenmiş kurallar yığını da değildir. İçselleştirilmemiş davranışlar, yerine göre düşünülmeden yapılan her hareket adabın ruhunu taşımaz. Kural vardır elbette, ama asıl olan niyettir. Her ortamda ciddi olmak, sürekli mesafe koymak da adap değildir. Nerede yumuşayacağını, nerede duracağını bilmemek ölçü değil; dengesizliktir. Adap, bulunduğun yere göre davranabilme becerisidir. Kendin olmaktan vazgeçmek değildir.Ne zaman konuşmanın ne zaman susmanın insanı koruduğunu bilmektir. Kısacası adap, özgürlüğün karşısında durmaz. Aksine, özgürlüğü başkalarının alanını gözeterek dengeye alır. Bizi küçülten değil; birlikte yaşayabilir kılan bir ölçüdür. Adab, insana iyi tutum ve davranış kazandıran bilgidir. Adab-ı muaşeret ise insanların bir arada, barış içinde ve uyumla yaşayabilmesi için oluşmuş nezaket, görgü ve ahlâk kurallarıdır. Bu kuralların amacı; insanlar arasındaki sevgi, saygı ve güven duygusunu güçlendirmektir. Adab-ı muaşeret, klasik İslâm kültüründe temeli olan bir kavramdır. Osmanlı’da ise özellikle şehir hayatının gelişmesi ve Batı’yla temasın artmasıyla daha görünür hâle gelmiştir. Çünkü hem Doğu’da hem Batı’da nezaket, medeniyet ve şehir hayatı ile birlikte düşünülür. Adab-ı muaşeret, insanların ortak alanlarda nasıl davranması gerektiğini belirler ve bireylerin hem birbirleriyle hem de toplumla olan ilişkisini düzenler. Bu anlamda adap, yalnızca bireysel bir erdem değil; birlikte yaşamanın dilidir. Adab-ı muaşeret, tek başına öğrenilen kurallardan ibaret değildir. İnsan davranışını şekillendiren, birbiriyle iç içe geçmiş bazı temel kavramların üzerine inşa edilir. Bu kavramlar bir araya geldiğinde, birlikte yaşamanın dili ortaya çıkar. 1. Edep İnsanın kendi sınırlarını bilmesidir. Ne söyleyip ne söylemeyeceğini, nerede durup nerede geri çekileceğini fark edebilmesidir. Çünkü edep yoksa, bilgi kibire; doğruluk inciticiliğe dönüşebilir. Adab-ı muaşeretin özü, işte bu farkındalıkta yatar. 2. Medenilik Yalnız yaşamadığını bilmektir. Ortak alanların, ortak sabrın ve ortak hakların farkında olmaktır. Sırada beklerken, trafikte ya da kalabalık bir ortamda başkalarının da senin kadar var olduğunu hatırlamaktır. Adab-ı muaşeret, medenî yaşamın görünür hâlidir. 3. Terbiye Çocukluktan itibaren öğrenilen davranış biçimleridir. Nasıl konuşacağımızı, nasıl hitap edeceğimizi, duygularımızı nasıl yöneteceğimizi belirler. Ama asıl mesele, bu alışkanlıkların otomatik değil; bilinçli hâle gelmesidir. Adab-ı muaşeret, terbiyeyi farkındalıkla buluşturur. 4. Görgü Toplum içinde kabul gören davranışları bilmektir. Ne zaman selam verileceğini ne zaman söz alınacağını, bir ortamda nasıl var olunacağını öğretir. Ama adap, görgüyü ezberlemekle yetinmez; onu yerinde ve ölçülü kullanmayı gerektirir. 5. Zarafet Sözün tonunda ve tavrın biçiminde ortaya çıkar. Aynı cümle, sert de söylenebilir; incelikle de. Adab-ı muaşeret, insan ilişkilerinde sertliği azaltır, yerine inceliği ve ölçüyü koyar. 6. Nezaket Başkalarını düşünerek hareket edebilmektir. Teşekkür etmek, rica etmek, gerektiğinde özür dilemek… Küçük gibi görünen bu sözler, ilişkilerin yükünü hafifletir. Adab-ı muaşeret, bu ifadelerin içten ve yerinde olmasını sağlar. 7. Sabır Hemen tepki vermemeyi bilmektir. Dinlemeyi, beklemeyi ve karşılık vermeden önce durmayı içerir. Çoğu çatışma, sabır eksikliğinden doğar. Adab-ı muaşeret ise sabır sayesinde ilişkileri korur. Bizim kültürümüzde adap, ahlaktan bile önce gelirdi. Eskiler derdi ki: “İlim bir yere kadar, edep her yere.” Çünkü bilgi insanı yükseltebilir, ama edep insanı taşır. Bugün çoğumuz incelikten çok haklı olmaya odaklanıyoruz. Doğruyu söylemenin, nasıl söylediğimizden daha önemli olduğunu sanıyoruz. Bir yandan da tahammül eşiğimiz giderek düşüyor; küçük bir söz, küçük bir gecikme bile hemen gerilmemize yetiyor. Oysa birlikte yaşamak, biraz durmayı, dinlemeyi ve katlanmayı gerektirir. Adab-ı muaşeret tam da bu noktada hatırlatır: Haklı olmaktan önce, insan kalabilmeyi.