У нас вы можете посмотреть бесплатно Adio Querida | Ahmet Kanneci - Ekrem Öztan или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
YOKUŞA KOŞAN Buradayım. “Neredesin?” diye soran kimse olmadığı için yıllardır cümlelerime “buradayım” diye başlıyorum. Adına gurbet dedikleri menzilde, hayatımın değişmesini bekliyorum. Değişen hayatın bana neler sunacağını bilmediğim için bilmediğim her şey ile beraber, muamma olarak, tam da buradayım. Bugün, avucumda tutmuş kendimi seyrettiğim aynayı havaya fırlattım. Aynalar, herkesin yolunu kesecek marifetteyken, yumuşak bir ses ile kendime gelebileceğimi düşündüm. Yere düştü ve paramparça oldu. Şimdi ayna kırık, saçılmış parçaları… Adeta tek vuruşta dört bir yana dağılmış nar gibi. Tam şiir havası! Ne şiiri? Şiir okumak, kalbi hassaslaştırıyor. Oysa kalbimin ritmini kaybedeli epey oldu. Varıp kendime, “neredesin ey kendim!” desem, tık yok kalbimde. Köşeye geçip, kırık camlara hangi ayakların basacağını izlemeye koyuldum. Önce bir kadın geçti. Kadın olmak, kırılmış camların keskinliğinde büyük acıydı. Etrafından döndü en- kazın. Bana baktı. “İyi misin?” der gibiydi, “iyiyim” der gibi bakmadım. Ve gitti. Ardından yeni yetme bir oğlan geldi. Elleri cebindeydi. Bana baktı. “Sence ne yapmalıyım?” dedim. “Nasıl yani?” dedi. “Buradayım, böyle olmasına ben sebep oldum, şimdi sence ne yapmalıyım?” diyerek, cam kırıklarını gösterdim. “Poşet al eline, topla, ne bileyim, ne yaparsan yap işte.” dedi ve gitti. Arkasından küfürler savurmak istedim. Hatta bunu yüksek sesle yapmak geçti içimden. Ama çatısı altında durduğum binanın içinde öyle adamlar vardı ki, babama haber verebi- lirlerdi. Babam duysa üzülürdü. Kirli evraklar babamı üzmez ama kızının küfretmesi onu yıkardı. Saatlerce çekildiğim o köşede, duvar dibinde bekledim. İnsanlar gelip geçti. Kimileri korktu, “aman basmayalım” deyip, yolunu çevirdi. Hiç bir şey olmamış gibi basıp gidenler de oldu. Temizlik ya da güvenlik görevlilerinin neden gelmediğini çok merak ettim. Gidip onlara haber mi versem diye düşünürken, biri geldi. Tam karşımda durdu. İçimde bir yer var ki “buradayım” demekten vazgeçti. Sarı saçları alnına düşmüş delikanlı! Uzun süre gözümün ta içine, en derinine, daha derinine ve kimselerin bakmaya kendinde güç bulamadığı, o yere, “buradayım” diyemediğim duvarın arkasına kadar baktı. Baktığı yerde, gözü gördüğüne inanmadı da yere eğildi. Kırılmış aynadan bir parça alıp cebine koydu. Ve yürümeye devam etti. Köşemden kalktım. Önce sendeledim. “Kapımdan dünya geçmeye başlamış” dedim ki düş- tüm yere. Ses etmedim. Doğruldum. Yürümeye devam ettim. Suyun ayak sesleri dolandı zihnime. Sessizlik kulelerinde ölümü bekleyen cesedim ayaklanmıştı. Okuduğum kitaplar- daki kahramanlar mezarlarında bayram ediyorlardı. Kainattaki tüm kuşlar, gürül gürül kanat çırpmaya başlamıştı. Yaralı bedenime, Eyüp şifası yerleşti ansızın. Her adımla güçle- niyor, her adımla kanımın çeşmeden akışı kesiliyordu. Dışarı çıktığım an soldan saptığını gördüm. Hava nasıldı? Hava öyle soğuktu ki... Beni bu cehennem üşümeklerine bırakan herkese nefretimi tazelemekten geri durmadım. Kar ise usul usul yağıyordu. Turuncu montuna sımsıkı sarılmış, yolun kenarından gidiyordu. Ona yetişmek için ben de adımlarımı hızlandırdım. Karın içinde bata çıka giden ben için dışarıya çıkmış olmak; güvendiğimi gösteriyordu adeta. Çünkü dışarıda olan biten sadece korkuydu. İnsanların yüzüne baktığımda, anla- tabileceğim hiçbir şeyim kalmamıştı. Düş yoktu. Acı, hep acı, sofranın tuzu gibi dururdu, “buradayım” dediğim yerde. Tam yaklaşmış, omzuna el atacakken cebinden sigarasını çıkardı ve yakmak için durdu. Ben de durdum ve onu izlemek için yolun karşısına geçtim. Sigarasını usulca içti. Geçen arabaları seyrediyordu. Bazen havaya doğru salıyordu içine çektiği dumanı. İçine çektiği o dumana çok güzel sözler bırakmak istedim. Tam da o an… Göz göze geldik! Bana baktığını hissediyordum ama onun baktığı yerde, yük vardı. Sakın yaklaşma bana der gibiydi kirpiğinin hareketi. “Kendine bunca zulmü eden, başkasına neler yapmaz?” diyerek ellerini ısıtmaya çalıştı. Derdinin gurbet olduğunu düşündüm. Kırk günden fazladır buradaydı ama alışamamıştı. Muhtemelen suyunu da içmişti ama kabullenmek, bir sesi kabullenmek kadar zordu, alışabilmek! Hangimiz alışmıştık ki şehre! Benimkisi bir yoldu. Çünkü ömür nasihatim ve hikâyem yol- dan ibaretti. Bir yerlere gidecektim ve bir yerlerden dönecektim. Döndüğüm her vakit, “buradayım” diyebilecektim............ ÖZLEM ÇELİK Alandayız Dergi 2. Sayı. *ALANDAYIZ DERGİSİ GENÇ ŞAİR VE ÖYKÜCÜLERE KUCAK AÇMIŞ YENI VE ÇOK KALİTELİ BİR DERGİ. DERGİDE YAZILARINA SIK SIK YER VERDİĞİM YAZARLAR DA VAR. MUHAKKAK SOSYAL MEDYA HESAPLARINA GÖZ GEZDİRMELİ VE DERGİNİN DİĞER SAYILARINI EDİNMELİSİNİZ. *SİZİN İÇİN ABONELIK LİNKİ BIRAKIYORUM : https://twitter.com/alandayizdergi/st...