У нас вы можете посмотреть бесплатно (253) Kırık Manalı YÛSUF SÛRESİ 79-86 | Hz Yakub'un Hüznü Katlanıyor! или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
İsmail Yaşar ile Kur'ân-ı Anlıyorum, Kelime Manalı Meal ve Tefsir, Kırık Meal Dersi: 253 | 13.cüz | Yûsuf Sûresi: 79-86 | Sayfa: 244 Kur'ân-ı Mecîd Meali: 79 O(nları dinleyen Yûsuf (Aleyhisselâm): “Eşyamızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoy mamızdan Allâh’a sığınırız! O takdirde gerçekten de biz (sizin şerî’atınıza göre) elbette zâlim kimse leriz!” dedi. 80 Onlar (isteklerine icâbet edilmediğini görerek) ondan iyice ümit kestikleri zaman, (babalarına ne cevap verecekleri hususunda) fısıldaşarak istişâre edenler halinde (insanlardan) ayrıldılar. (İstişâre ne ticesi Bünyâmîn’i bırakıp topluca dönme kararı çıkınca) büyükleri dedi ki: “Siz gerçekten bilmediniz mi ki; muhakkak babanız size karşı Allâh’tan (yeminlerle teminat altına alınmış) kuvvetli bir söz almıştı, daha önce de Yûsuf(u korumanız) hakkında (sizden aldığı sözü gözetme konusunda) ne kadar kusur işlemişti niz? Artık (verdiğim söz gereği) babam (bu konuyu duyup da kendisine dönmem için) bana izin verince ye ya da Allâh (kardeşimi kurtararak) benim (bu sözü bozmadan buradan ayrılmam) için hüküm verinceye dek ben bu yerden asla ayrılmayacağım! Zaten hüküm verenlerin en hayırlısı ancak O’dur! (Zira O, ancak hak ve adâletle hükmeder.) 81 Babanıza dönün de deyin ki: ‘Ey babamız! Gerçekten senin oğlun hırsızlık yaptı. Biz (çalınan kabın onun yükünden çıktığını görerek) bilmemizden başka bir suretle (onun bunu çalmasına gözümüzle) şâhit olmadık! Zaten biz (gerçekten çalıp çalmadığı, ya da sana söz verirken onun hırsızlık yapacağı gibi) gayb(a ait konular)ı koruy(up kollay)an kimseler değiliz! 82 (İstersen) kendisinde bulunduğumuz o şeh re de, aralarında (buraya doğru) yöneldiğimiz o ka fileye de sor(abilirsin)! Gerçekten de biz elbette doğru sözlü kimseleriz!’ (İşte böylece ağabeyleri onlara bir yol gösterdi. Fakat kendisi orada kaldı.)” 83 O(nlardan bu haberi alan Ya`kûb (Aleyhisselâm)):“ Doğrusu nefisleriniz sizin için (istediğiniz) bir işi süslemiş. (Yoksa o hükümdar, çaldığına karşılık hırsızın esir edilme hükmünü nereden bilecek?) Artık (ka za ve kadere itirazsız) güzel bir sabır (her şeyden iyi dir)! Umulur ki Allâh bana onları topluca getirir. Şüphesiz ki O, (hem benim, hem de onların ne durumda olduğumuzu hakkıyla bilen) Alîm de; (üstün hikmeti gereği, bazen bela, bazen nimet veren) Hakîm de ancak O’dur !” dedi. 84 Derken o onlardan yüz çevirdi ve: “Ey Yûsuf’a karşı olan şiddetli üzüntüm (neredesin gel! Şimdi tam senin zamanın)!” dedi. Üzüntüden iki gözü de beyazladı (ve bir şey göremez oldu). Artık o (, çocuklarına karşı) öfke dolu biriydi. /Üzüntü doluydu./ (Ama bunu içinde saklıyordu.) Bazı câhiller Ya`kûb (Aleyhisselâm)ın oğluna karşı bu kadar düşkünlüğünü ve gözlerini kaybedecek derecede ağlamasını peygamberlik makamına yakıştıramamışlarsa da iş, bu câhillerin anladığı gibi değildir. Zira bir kulun başına gelen bir musîbeti Rabbine şikâyet etmesinden daha doğal bir şey olamaz. Ama sâir insanlar bu şikâyeti birbirlerine de yapabilirler, peygamberler ise sadece Rablerine arz edebilirler. Bir peygamberin de sâir insanlar gibi üzülmeye ve ağlamaya hakkı vardır. Nitekim Rasûlûllâh (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) oğlu İbrâhîm’in vefâtı nedeniyle ağlamış ve: “Şüphesiz göz yaşarır, kalp de üzülür, ama biz Rabbimizin râzı olmayacağı şeyleri söylemeyiz. Ey İbrâhîm! Biz senden ayrıldığımız için elbette üzgün kimseleriz!” (Buhârî, Cenâiz: 42, no: 1241, 1/439) buyurmuştur. Yasak olan ve kınanan ise feryâd-u figan etmek, ağıt yakmak, yüzleri ve göğüsleri tokatlamak ve elbiseleri parçalamaktır. Ya’kûb (Aleyhisselâm)`ın bu ağlayışı evlat acısından ziyade onun hangi din üzere bulunduğu merakındandır. Nitekim rivayete göre; kavuştukları vakit Yûsuf (Aleyhisselâm) ona: “Babacığım! Kıyâmet günü buluşacağımızı bilmiyormuydun da, gözlerini kaybedecek kadar ağladın?” diye sorunca Yakûb (Aleyhisselâm): “Bilmez olurmuyum, lâkin ben, sen İslâm’dan ayrılırsın da âhirette de buluşamayız diye endişemden ağladım!” dedi. Hasen (Radıyallâhu anh) şöyle anlatmıştır: “Yûsuf (Aleyhisselâm)`ın, babasının koynundan ayrılışıyla, tekrar buluştukları güne kadar geçen seksen senelik zaman zarfında Ya’kûb (Aleyhisselâm)ın gözlerinin yaşı dinmemiştir. Oysa o gün Allâh katında Ya`kûb (Aleyhisselâm)dan daha değerli bir kul yeryüzünde bulunmuyordu.” (Taberî, no: 19739, 7/284; Hâzin, Nesefî, Beyzâvî) 85 Onlar (babalarının devamlı Yûsuf’u sayıkladığını görünce): “Allâh’a yemin olsun ki; sen sürekli Yûsuf’u anıp duruyorsun. Neticede ya kendini eritecek derecede hasta olacaksın, ya da (ölerek) helâk olanlardanolacaksın!” dediler. 86 O dedi ki: “(Ben derdimi ne size, ne de başkala rına anlatmıyorum ki beni teselliye kalkışıyorsunuz!) Ben (dayanılamayacak derecede ağır olduğu için) da ğıtıl(arak paylaşıl) ması gereken kederimi ve üzün tümü ancak Allâh’a şikâyet ediyorum! Ve ben sizin bilmemekte olduğunuz şeyleri Allâh tarafından biliyorum (ki buna göre; Yûsuf hayattadır ve Allâh-u Te`âlâ benim onunla buluşacağıma dâir ümidimi boşa çıkarmayacaktır)! http://kuranimecid.com