У нас вы можете посмотреть бесплатно O Bir Gece или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Fatih’te, küçük bir matbaanın sahibi Hüseyin Usta, altmış dört yaşında, yorgun ama hâlâ dirençli bir adamdı. Kırk yıldır, aynı dükkânda, aynı makineyle kitap basıyordu. Ama son beş yıl, işler berbattı. Dijital çağ gelmişti, kimse artık basılı kitap almıyordu. Borçlar birikti. Elektrik, kira, vergi. Her gün bir fatura, her hafta bir icra. “Usta,” dedi çırağı Emre, “bu böyle olmayacak. Kapatalım artık.” “Hayır,” dedi Hüseyin Usta. “Ben bu dükkânı babamdan devraldım. O da dedesinden. Kapatmam.” Ama o gece, eve dönerken, Hüseyin Usta ağlıyordu. “Allah’ım,” dedi, “ben ne yapacağım?” Ramazan’ın son on günüydü. Hüseyin Usta her gece camiye gidiyordu. Ama bu gece farklıydı. Yirmi yedinci gece. Kadir gecesi olabilirdi. İmam, vaazda söyledi: “Kadir gecesi bin aydan hayırlıdır. Yani bir gece, seksen üç yıla bedel. Ama nasıl? Sadece ibadet ederek değil. Hayatı değiştirecek bir karar alarak da. Çünkü o gece, melekler iner. Her iş için, her dua için. Ve sabaha kadar huzur vardır.” Hüseyin Usta, bu sözleri dinlerken, içinde bir şey kıpırdadı. O gece, eve gitmedi. Dükkâna döndü. Kapıyı açtı, matbaaların sessizliğinde oturdu. “Allah’ım,” dedi, “eğer bu gece gerçekten Kadir gecesi ise, bana bir işaret ver. Ben ne yapmalıyım?” Tam o sırada, dükkânın kapısı çalındı. Gece yarısı. Kim olabilirdi? Kapıyı açtığında, genç bir kadın duruyordu. Yirmi beş yaşlarında, elinde bir defter. “Kusura bakmayın,” dedi kadın, “ben Zeynep. Sizi arıyordum.” “Gece yarısı mı?” “Evet. Çünkü yarın sabah bir kitap lazım. Acil. Ve dijital baskı istemiyorum. Eski usul, klasik baskı istiyorum.” Hüseyin Usta şaşırdı. “Hangi kitap?” Zeynep defteri uzattı. “Annemin günlüğü. O vefat etti üç ay önce. Son isteği, günlüğünün basılmasıydı. Ama sadece beş kopya. Aile için.” Hüseyin Usta defteri aldı, sayfaları karıştırdı. El yazısı, düzgün, güzel. “Yarın sabah mı istiyorsun?” “Evet. Annemin doğum günü yarın. Son hediyem olacak kendime.” Hüseyin Usta düşündü. Normal şartlarda bu iş bir hafta sürerdi. Ama bu gece, farklıydı. “Tamam,” dedi. “Yarın sabah hazır olur.” Hüseyin Usta, o gece hiç uyumadı. Makineyi çalıştırdı. Sayfa sayfa, el emeğiyle dizdi. Harfler, cümleler, satırlar. Sabaha karşı, beş kopya hazırdı. Cildi kendisi yaptı, özenle. Tam bitirdiğinde, ezan okundu. Sabah namazı. Hüseyin Usta, ellerini açtı: “Allah’ım, ben bu geceyi değerlendirdim. Umarım kabul edersin.” Saat dokuzda, Zeynep geldi. Kitapları görünce ağladı. “Hüseyin Usta, bu muhteşem! Annem çok severdi sizin gibi esnafları. ‘Onlar, gerçek sanatçı’ derdi.” Hüseyin Usta gülümsedi. “Borcun ne kadar?” “Bilmiyorum. Ne kadar isterseniz.” “Hayır,” dedi Hüseyin Usta. “Bu gece bana bir hediye geldi. O hediye, senin siparişindi. Ben senden para almam.” Zeynep şaşırdı. “Ama usta—” “Git,” dedi Hüseyin Usta. “Annenin doğum gününü kutla. Bu benim hediyem.” Zeynep gittikten sonra, Hüseyin Usta dükkânda oturdu. Yorgundu, ama huzurluydu. Öğleden sonra, kapı yine çalındı. Bu sefer yaşlı bir adam geldi. “Hüseyin Bey misiniz?” “Evet.” “Ben Profesör Ahmet. Zeynep benim öğrencim. Bana sizden bahsetti. Siz klasik matbaa işi yapıyormuşsunuz.” “Evet. Ama artık pek iş yok.” “Ben sizinle çalışmak istiyorum,” dedi profesör. “Biz üniversitede klasik eserler basıyoruz. Dijital değil, eski usul. Sizinle anlaşma yapmak isteriz.” Hüseyin Usta inanamadı. “Ciddi misiniz?” “Çok ciddiyim. İlk sipariş bin kopya. Sonra devam ederiz.” O akşam, Hüseyin Usta eve dönerken, gökyüzüne baktı. Yıldızlar parlıyordu. “Allah’ım,” dedi, “ben sadece bir gece çalıştım. Ama sen bana bin aydan fazlasını verdin.” Çünkü anlamıştı: Kadir gecesi, sadece ibadet gecesi değil. Hayatın yönünü değiştiren gece. Üç ay sonra, Hüseyin Usta’nın matbaası canlanmıştı. Üniversiteden siparişler geliyordu. Emre artık sadece çırak değil, ortak olmuştu. Bir akşam, Zeynep geldi ziyarete. “Hüseyin Usta, sizi görmeliydim. Her şey sizin o gece yaptığınızla başladı.” “Hayır Zeynep,” dedi Hüseyin Usta. “Her şey o geceyle başladı. Kadir gecesi. Ben kırk yıldır çalışıyordum. Ama o bir gece, bin aya bedeldi.” “Nasıl?” “Çünkü o gece, ben kendimi değil, başkasını düşündüm. Senin annenin hatırasını. Ve Allah, bana melekler gönderdi. Önce sen geldin. Sonra profesör. Sonra düzen değişti.” Bugün, Hüseyin Usta hâlâ Fatih’te. Matbaası, klasik eserlerin merkezi olmuş. Gençler geliyor, eski usul öğreniyor. Ve her Ramazan’ın yirmi yedinci gecesi, Hüseyin Usta dükkânı kapatmıyor. Açık tutuyor. “Belki birisi gelir,” diyor. “Belki birinin hayatını değiştirebilirim. Çünkü o gece, melekler iner. Ve her iş için bir çözüm vardır.” Geçen sene, genç bir adam geldi. “Usta, ben iflas ettim. Ne yapacağımı bilmiyorum.” Hüseyin Usta, ona oturmasını söyledi. Çay koydu. “Oğlum,” dedi, “bir gece vardır. O gece, bin aydan hayırlıdır. Ama o gece sadece takvimde değil, kalbinde aranır. Sen şimdi o gecedesin. Çünkü dibe vurdun. Şimdi sadece yukarı çıkabilirsin.” “Nasıl?” “Başkası için bir şey y...