У нас вы можете посмотреть бесплатно (137) 28.Lem’a/3, Sh 290 | Kur’ân harflerinin maddî ilaç gibi şifâ ve başka maksadları hâsıl etmesi или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Bu âyet-i kerîmenin işaretiyle ve emriyle, îcâd oluyor. Ve kudret hazineleri “kâf-nûn” dadır. Bu sırr-ı dakîkin vücûh-u kesîresinden birkaç vechi Risâle-i Nûr’da zikredilmiştir. Burada, hurûf-u Kur’âniyenin, hususan sûre başlarındaki mukattaât-ı hurûfun hâsiyetlerine ve fezâillerine ve te’sîrât-ı maddiyelerine dâir vürûd eden hadîsleri, şu asrın nazar-ı maddîsine takrîb etmek için maddî bir misâl üzerinde o sırrın tefhîmine çalışacağız. Şöyle ki; Zât-ı Zülcelâl olan sâhib-i arş-ı a‘zamın, ma‘nevî bir merkez-i âlem ve kalb ve kıble-i kâinât hükmünde olan küre-i arzdaki mahlûkātın tedbîrine medâr dört arş-ı İlâhîsi var: Birisi: Hıfz ve hayat arşıdır ki; topraktır. İsm-i Hafîz ve Muhyî’nin mazharıdır. İkincisi: Fazl ve rahmet arşıdır ki; su unsurudur. Üçüncüsü: İlim ve hikmet arşıdır ki; unsur-u nûrdur. Dördüncüsü: Emir ve irâdenin arşıdır ki; unsur-u havadır. Basit topraktan, hadsiz hâcât-ı hayvâniyeye ve insaniyeye medâr olan maâdin ve hadsiz muhtelif nebâtâtın, basit bir unsurdan kemâl-i intizâmla, vahdetten hadsiz kesret, basitten nihâyetsiz muhtelif envâ‘, sâde bir sahîfede hadsiz muntazam nukūş, gözümüzle gördüğümüz gibi; suyun, hususan hayvanâtın nutfeleri su gibi basit bir madde iken, hadsiz mu‘cizât-ı san‘atının muhtelif zîhayatlarda o su ile tezâhürü gösteriyor ki; bu iki arş misillû, nûr ve hava dahi, besâtatlarıyla beraber, Nakkāş-ı Ezelî’nin ve Alîm-i Zülcelâl’in kalem-i ilim ve emir ve irâdesinin, acâib-i mu‘cizâtının evvelki iki arş gibi mazharlarıdırlar. Nûr unsurunu şimdilik bırakıp, mes’elemiz münâsebetiyle, küre-i arza göre emir ve irâde arşı olan unsur-u hava içinde emir ve irâdenin acâibini ve garâibini örten perdenin bir derece keşfine çalışacağız. Şöyle ki: Biz nasıl ki ağzımızdaki hava ile hurûfât ve kelimâtı ekiyoruz. Birden sünbülleniyorlar. Yani havada, âdetâ zamansız bir anda, bir kelime bir habbe olup hâric-i havada sünbüllenir. Küçük büyük hadsiz aynı kelimeyi câmi‘ bir havayı Sayfa 291 sünbül veriyor. Unsur-u havaiyeye bakıyoruz ki, o derece emr-i künfeyekûne mutî‘ ve musahhar ve emirberdir ki; güya herbir zerresi, bir nefer gibi, muntazam bir ordunun her dakika emrini bekler. Zamansız en uzak zerreden, emr-i künden cilveger olan bir irâdenin imtisâlini ve itâatini gösterir. Meselâ, âhize ve nâkile radyo makineleri vâsıtasıyla, havanın hangi yerinde olursa olsun, bir nutk-u beşerî bütün küre-i arzın her tarafında radyo âhizeleri bulunmak şartıyla, aynı nutuk zamansız, aynı anda, her yerde işittirilmesi, emr-i künfeyekûnün cilvesine herbir zerre-i havaiye ne derece kemâl-i imtisâl ile itâat ettiğini gösterdiği gibi; havada sebatsız vücûdları bulunan hurûfât, kudsiyet keyfiyetiyle, bu sırr-ı imtisâle göre çok te’sîrât-ı hâriciyeye ve hâsiyât-ı maddiyeye mazhar olabilir. Âdetâ, ma‘neviyâtı maddiyâta inkılâb ve gaybîyi şehâdete tahvîl ettirir bir hâsiyet onlarda görünüyor. İşte bunun gibi, hadsiz emâreler gösteriyor ki; mevcûdât-ı havaiye olan hurûfâtın, hususan hurûfât-ı kudsiyenin ve Kur’âniyenin, hususan evâil-i sûrelerde şifre-i İlâhînin hurûfâtı, muntazam ve nihâyetsiz hassâs ve zamansız emirleri dinler ve yapar gibi göründüğünden, elbette zerrât-ı havaiyede kudsiyet noktasında emr-i künfeyekûnün cilvesine ve irâde-i ezeliyenin tecellîsine mazhar hurûfâtın maddî hâssalarını ve hârika ve mervî fazîletlerini teslîm ettirir. İşte bu sırra binâendir ki; Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’da bazen kudret eserini, sıfat-ı irâde ve sıfat-ı kelâmdan gelir gibi ta‘bîrât, gāyet derecede sür‘at-i îcâddan ve gāyet derecede inkıyâd-ı eşyâdan ve musahhariyet-i mevcûdâttan başka, ayn-ı emir, kudret gibi hükmediyor, demektir. Yani, emr-i tekvînîden gelen hurûfât, maddî kuvvet hükmünde vücûd-u eşyâda hükmeder. Ve emr-i tekvînî âdetâ ayn-ı kudret ve ayn-ı irâde olarak tezâhür eder. Evet, emir ve irâdenin bu gāyet hafî ve vücûd-u maddîleri gāyet gizli ve havaî, âdetâ nîm-ma‘nevî, nîm-maddî nev‘indeki mevcûdâtta, emr-i tekvînînin ayn-ı kudret gibi âsârı görünüyor. Belki ayn-ı kudret olur. Âdetâ, ma‘neviyât ile maddiyâtın mâbeyninde berzahî olan mevcûdâta nazar-ı dikkati celbetmek için, Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân اِنَّمَٓا اَمْرُهُٓ اِذَٓا اَرَادَ شَيْئًا اَنْ يَقُولَ لَهُ كُنْ فَيَكُونُ ferman ediyor. İşte, evâil-i sûrelerdeki الٓمٓ، طٰسٓ، حٰمٓ gibi hurûf-u kudsiye-i şifre-i İlâhiye, hava zerrâtı içinde, zamansız münâsebât-ı dakîkiye-i hafiye tellerini ihtizâza getirecek birer düğüm ve birer düğme harfi olduklarını; ve ferşten arşa Sayfa 292 ma‘nevî telsiz telefon olarak muhâberât-ı kudsiyeyi îfâ etmeleri, o şifre-i kudsî-i İlâhînin şe’nindendir ve vazîfesidir ve gāyet ma‘kūldür. E..