У нас вы можете посмотреть бесплатно Mollafenari de akşam Üftade camiinde Yatsı ve teravih namazı или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Molla Fenari Molla Fenari'nin doğum yeri ve kökeni hakkında farklı rivayetler bulunsa da, Osmanlı kaynaklarının birçoğu onun Anadolu'da doğduğunu ve aslen buralı olduğunu belirtir. Bazı biyografi yazarları onun Maveraünnehir'de doğup Anadolu'ya göç ettiğini iddia etse de, Fenari lakabını Bursa'nın Yenişehir ilçesi yakınlarındaki Fener kasabasından veya babasının fenercilik mesleğinden alması, onun bölgeyle olan köklü bağını göstermektedir.[1] Asıl adı Şemseddin Mehmed'dir. Babası Muhammed Hamza b. Ahmed tasavvuf ile uğraşmaktaydı ve Molla Fenârî küçük yaşta babasından tasavvuf dersleri almıştır. Medrese eğitimi sırasında Mevlânâ Alâuddîn Esved, Cemaleddin Aksarayî ve Somuncu Baba'nın derslerine devam etmiştir. Daha sonra Mısır'a giderek Hanefî fıkıh âlimi Ekemâleddîn-i Bâbertî'den dersler almıştır. Molla Fenari müderris olarak Bursa'da. Yıldırım, Çelebi Mehmed ve II. Murad dönemlerin yaşayıp çalışmıştır. Ankara Savaşı'ndan sonra Seyyid Mehmedi Buharî ve bir grup alim ile Timur tarafından esir olarak Kütahya'ya getirilmiştir.[2] Osmanlı belgelerinde II. Murad 1424 yılında onu "Müfti'l Enamlık" görevine atamasına kadar (kadılar ve fakihler hakkında belgeler bulunmakla beraber) Molla Fenari ile kurulan ve sonradan şeyhülislamlığa dönüşecek müftülük kurumu hakkında hiçbir kayda rastlanmamaktadır.[3] Zaten 16. yüzyılda Mehmet Ebussuud Efendi'nin şeyhülislamlığına kadar, müftüler düşük maaşlı ve bu nedenle protokolde düşük seviyelerde bir devlet mercii idi. Kazaskerler günde 500 akçe yevmiye alırlarken müftüler önce bunun beşte biri sonra üçte biri günlük yevmiye alırlardı.[3] Bu nedenle olacak Molla Fenari Bursa'da müderrislik, kadılık ve müftülük yaparken gelir sağlamak için ipekçilik de yapmıştır. Molla Fenari, Bursa kadısı iken reisliği yaptığı mahkemede Yıldırım Bayezid'in şahitliğini kabul etmeyerek, adalet önünde hükümdarla herhangi bir vatandaşın eşit haklara sahip olduğu ilkesini getirmiştir. Molla Fenari Hicaz'a hac ziyaretini ilk defa 1419'da yapmıştır. Hacdan dönerken, Mısır'da bir müddet kalarak ders vermiş ve Kudüs'e da uğramıştır. 1429 yılında Şam yolu ile ikinci defa hacca gitmiş ve bu arada yine Mısır ve Kudüs'te uğramıştır.1430 yılında Bursa'da ölmüştür. Üftade Üftade, 1490 yılında Bursa'nın Araplar mahallesinde doğdu. Gerçek adı Mehmed, unvanı Muhyiddin'dir.[2] Babası bu şehre Manyas'tan gelip yerleşen alim bir kişi olan Mehmed Efendi, annesi şehrin Hamamlıkızık köyünden bir kızdır. Üftade, ilk eğitimini babasından aldı. Daha sonra bir ipek tüccarının yanında çalıştı. Babası ölünce ailesinin geçimini temin etmeye başladı. Bu arada medreselere giderek eğitimini tamamlamaya çalıştı. Bu eğitiminden sonra Bursa Ulu Camii 'nde müezzinlik, Doğan Bey Camii'nde imamlık yaptı. 14 yaşında Bursa'da büyük bir âlim olan Hızır Dede'ye bağlandı ve ondan ilim tahsil etti. Müezzinlik yaparken aldığı ücret yüzünden bir gece şeyhini rüyasında gördü. Şeyhi rüyasında "bu aldığın ücret yüzünden "üftade" [Arapça'da bir fayda için kendinden geçen ] oldun demesiyle müezzinligi bıraktı. Kaynaklara göre 18 ila 22 yaşındayken üstadı Hızır Dede öldü. Bundan sonra tasavvufta bağlı olduğu bir üstadı olmamıştır. İstanbul'da Sünbül Efendi'ye bağlılığı söz konusu edilse de bunun mümkün olmadığı belirtilir. Üftade, ömrünün ileriki yıllarında Emir Sultan Camii'nde vaaz verdi, Pınarbaşı'ndaki evinde sohbetlerde halkı irşadla uğraştı. Daha sonra günümüzde kendi adıyla anılan bir dergâh inşa ettirdi. Emir Sultan Camii imamlığına ataninca bu görevi kabul etti ve ölene kadar bu görevde kaldı. Üftade'nin Osmanlı padişahları III. Murad ve Kanuni Sultan Süleyman ile görüştüğü, Farsça ve Arapça bildiği anlaşılmaktadır. Hutbe mecmuası ve tasavvufi şiirlerinden oluşan bir divani günümüzde ulaşmıştır.