У нас вы можете посмотреть бесплатно ALLAH GÖRELİM NEYLER или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Bu eser, Anadolu irfanının en berrak kaynaklarından biri olan Yunus Emre’nin sözleri etrafında şekillenen bir zikr-i daim hâlidir. “Allah görelim neyler” sözü, bir temenni değil; teslimiyetin, sabrın ve ilahi hikmete rızanın dile gelişidir. Kulun kendi iradesini terk edip Hakk’ın takdirine yönelmesi, bu sözlerde sade ama derin bir şekilde yankılanır. Tasavvuf yolunda yürümek, doğrusal bir ilerleyiş değil; inişlerle, çıkışlarla, perdelerin ansızın aralandığı anlarla dolu bir seyr ü sülûktur. Bu eser de dinleyeni tam olarak bu yolculuğa davet eder. Nefesle başlayan “HU” zikri, varlığın özüne yapılan bir çağrıdır. Neyin sesi, kamışlıktan koparılmış insanın feryadını taşır; ayrılığın ve vuslat arzusunun sembolüdür. Her tekrar, kalbin pasını silmek için atılan bir adım gibidir. “Görelim görelim neyler” denirken bekleyiş değil, bilinçli bir tevekkül vardır. Açlığın ardından tokluğun, tokluğun ardından yokluğun gelmesi; dünyanın geçiciliğini, hâllerin faniliğini hatırlatır. Bu yol korkuludur, çünkü nefs burada tutunacak dal bulamaz. Fakat korkunun ardında, dermanın derde eriştiği o ince rahmet anı gizlidir. Eserdeki ritüel tekrarlar, dinleyeni düşünceden hâle, kelimeden sessizliğe taşır. Zikir, burada sadece bir söz değil; kalbin atışı, nefesin ritmi, zamanın yavaşlayışıdır. Hafif Anadolu rock dokunuşları ise modern insanın yürüdüğü yola bir köprü kurar; geçmiş ile şimdi, gelenek ile çağdaş duyum arasında ince bir bağ oluşturur. Yunus’un “Mecnûn gibi âvâre” hâli, bu eserde yeniden hayat bulur. Aşk, dışarıdan gelen bir yük değil; insanın özünden doğan bir sır olarak işlenir. Kul, fakrını kabul ettikçe zenginleşir; bıraktıkça varır. Bu dinleti, bir şarkıdan ziyade bir hatırlayıştır: Aslını unutan insana, aslını fısıldayan bir çağrı. Dinleyen her gönül için niyazımız odur ki; bu sözler bir anlık duygudan öteye geçsin, kalpte yankı bulsun ve sessizce şunu söylesin: Allah görelim neyler… Sözler: Allah diyelim dâim Allah görelim neyler Yolda duralım kâim Allah görelim neyler Allah diye kıl zârı Oldur kamunun varı Andan umalım yarı Allah görelim neyler Çıkarmayalım dilden Ayrılmayalım yârdan Irılmayalım yoldan Allah görelim neyler Açlık sonu toklukdur Tokluk sonu yoklukdur Bu yollar korkulukdur Allah görelim neyler Sen sanmadığın yerde Nâgâh açıla perde Dermân erişe derde Allah görelim neyler Gündüz olalım sâim Gece olalım kâim Allah diyelim dâim Allah görelim neyler Adı sanı dillerde Sevgisi gönüllerde Şol korkulu yollarda Allah görelim neyler Adı sanı uşatdım Küfrümü suya atdım Miskînliğe el katdım Allah görelim neyler Her dem dalalım bahre Aldanmayalım dehre Sabr eyleyelim kahra Allah görelim neyler Âr nâmûsu bırakdım Külümü suya atdım Dervîşliğe el katdım Allah görelim neyler Mecnûn gibi âvâre Âşık oluban yâre De Yûnus sen bî-çâre Allah görelim neyler Yûnus sen anı sanma Bu aşk sana sendendir Cân kamuya andandır Allah görelim neyler N’etdi bu Yûnus n’etdi Bir doğru yola gitdi Pîrler eteğin tutdu Allah görelim neyler Söz: Yunus Emre Müzik: Suno V5 Telif ve işbirliği ile ilgili olarak lütfen media.anatolianroots@gmail.com adresinden iletişime geçiniz. This work takes the form of a continuous remembrance (dhikr-i dā’im) shaped around the words of Yunus Emre, one of the purest voices of Anatolian wisdom. The phrase “Let us see what God will do” is not a wish, but an expression of surrender, patience, and consent to divine wisdom. In these simple yet profound lines, the servant relinquishes personal will and turns toward the decree of the Truth. The Sufi path is not a straight line; it is a journey of ascents and descents, moments when veils are suddenly lifted, and meanings unfold unexpectedly. This piece invites the listener into precisely such a journey. The opening “HU”, carried on the breath, is a call to the essence of existence itself. The sound of the ney bears the lament of the human being cut from the reed bed — a symbol of separation and the longing for reunion. Each repetition becomes a step taken to cleanse the rust from the heart. When we say “Let us see what God will do,” there is no passive waiting, but conscious trust. Hunger giving way to fullness, fullness dissolving into emptiness — all remind us of the transience of the world and the impermanence of states. This path is fearful, for the ego finds nothing to cling to. Yet within that fear lies a subtle mercy, where the cure reaches the wound. The ritual repetitions in this work carry the listener from thought into state, from word into silence. Here, remembrance is not merely spoken; it becomes the rhythm of the breath, the pulse of the heart, and the slowing of time itself. Subtle Anatolian rock textures gently bridge the modern ear to ancient devotion, forming a delicate link between tradition and the present moment.