У нас вы можете посмотреть бесплатно Kim bilir bu ne acep bir hâl-i pûr-ahvâldir. ( Buselik makamında şarkı ) или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
TECELLİ: Gece, Kelam ve Hiçlik Bu çalışmam; zihnin sustuğu, kalabalıkların çekildiği ve insanın kendi ıssızlığıyla baş başa kaldığı o mukaddes "gece" vaktinde vuku bulmuştur. Hiçbir beşerî iddia gütmeden, sadece o anın getirdiği ilhamla dökülen bu dizeler, Bûselik makamının ağırbaşlı vakarıyla birleşerek bir içsel hicrete dönüşmüştür. Aruzun kadim disiplini, bu dağınık duyguları bir nizama soksa da, eserin özü tamamen bir "hiçlik" murâkabesinden ibarettir. Bu sedâ, bir ses verme çabası değil; katrede gizli ummanı, eşyanın ardındaki sırrı ve gecenin karanlığında saklı olan o "Nur"u arama gayretidir. GÜFTE (SÖZLER) I. Kim bilir bu, ne acep bir hâl-i pür-ahvâldir? Can dedikleri bu cisme, gizli bir kâldir. Görmek ile bitmeyen sır, kapısın açmaz dile, Bu ağır yükten nişâne, çekene bir hâldir. II. (Nakarat) Dilden aksen söz geçip de, canı yakmazmış meğer, Nârı suda yanan anlar, özge bir ikmâldir. Bilmedi katre olanlar, şu koca ummân nedir, Gevheri subha dökense, ehli bir deryâldir. III. Daldı gaflet uykusuna, bilmedi rüyâ nedir, Nuru ancak fecri gören, sâliki-icmâldir. Soldum artık aşk elinden, ben sarardım benzimi, Vuslatın yolunda ölmek, bizlere âmâldir. ŞERH-İ DERÛN Bu mısralar, insanın dünya gurbetindeki garip halinden, aslına rücu edişine kadar olan manevi yolculuğun basamaklarını temsil eder: Sırr-ı Kelam ve Emanet: İlk kıtada beşeriyetin en büyük gizemi olan ruhun bedendeki mevcudiyeti, ilahi bir hitap (kâl) olarak nitelenir. İnsan, bu dünyaya sadece yaşamak için değil, bir "sırrı" taşımak için gönderilmiştir. Bu öyle bir sırdır ki lisanın hudutlarını aşar; kelimeler yetmez olur. Bu emanetin ağırlığını ancak nefis terbiyesiyle o yükün altına giren "hâl ehli" idrak edebilir. Hayret Makamı ve Zıtların Birliği: Nakarat bölümünde geçen "Nârın (ateşin) su içinde yanması" imgesi, tasavvufun en derin "hayret" makamlarından biridir. Maddi alemde su ateşi söndürürken, gönül aleminde derviş, gözyaşları (su) içinde yanmaya devam eder. Bu bir çelişki değil, ruhun kemâle (ikmâl) erme şeklidir. Kendi varlığını bir damla (katre) gibi sınırlı görenler, ilahi birliğin (ummân) sonsuzluğunu anlayamazlar. Ancak seher vaktinde (subh) gözyaşı cevherlerini (gevher) nurla birleştirenler, o deryanın bir parçası olduklarını fark ederler. Uykudan Uyanış ve Vuslat: Dünya hayatı, hakikat nuru karşısında bir gaflet uykusudur. İnsan bu rüyayı gerçek sanır. Oysa hakiki şafak (fecr), bu yanılsamadan uyanıp nura doğru yola çıkan (sâlik) gönüllerde doğar. "Sararmak" ve "solmak", maddeden vazgeçip mana ile dolmanın dışa vuran nişânesidir. Finalde zikredilen "ölmek", biyolojik bir son değil; "ölmeden evvel ölmek" sırrıyla nefsin esaretinden kurtulup mutlak Sevgili’ye kavuşma gayesidir. "Kendi gecesinde bir mum yakmaya çalışan, damladaki ummanı seyre dalan her gönül dostuna selam olsun... Bu kelamlar, bir iddiadan değil, bir ihtiyaçtan; bir sükûtun içinden doğmuştur. Geceye dökülen bu Bûselik nameler, dilerim sizin de gönül hanenizde bir sükûnet kapısı aralar. 'Nârı suda yananlardan', uykudan uyanıp sabaha sâlik olanlardan olmanız duasıyla... Hâliniz dâim, vaktiniz hayr, kalbiniz huzur dolsun. 🙏 Sözler ve müzik bana aittir izinsiz kullanılmaması rica olunur.