У нас вы можете посмотреть бесплатно Yunus Vehbi Yavuz ile hayatı ve babası Hacı Hasan Efendi üzerine bir sohbet… или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Hacı Hasan Rami Efendi'nin oğlu Prof. Dr. Yunus Vehbi Yavuz’un kaleminden Hasan Rami Yavuz: Hasan Rami Efendi, 17 Kasım 1909/17 Teşrin-i Sani 1325 yılında Çaykara’nın Akdoğan köyü Kovacık mahallesinde 29 numaralı evde doğdu. 1922 yılında, bir taraftan Tayyib Zühdü Efendi’den ders okumaya devam eden Hasan Rami ve iki arkadaşı, bir yandan da geceleri aynı hocanın büyük talebelerinden olan Hacı Salih Bilgin’den Kaside-i Bürde’yi okuyarak tamamlamışlar, sonunda masrafı kendisine ait olmak üzere Hacı Salih Efendi’nin düzenlediği icazet duasına Of’un büyük alimlerini davet ederek çok müstesna ve önemli bir toplantı düzenlemişti. Hasan Rami Efendi arkadaşı Kemal Poyraz (Parlak) ile birlikte 1938 yılında Tayyib Zühdi Efendi’den herhangi bir merasim düzenlenmeksizin icazet alarak medrese tahsilini tamamlamıştı. Hacı Hasan Efendi, daha gençliğinin ilk yıllarında, öğrencilik çağında aldığı ilk diploma (icazetname) ile birlikte ilerideki tedris ve irşat hayatının manevî temellerini atmıştı. O icazet verdiği öğrencilerine ayni zamanda okuttuğu Kaside-i Bürde’den de icazet vermekteydi. Kimseye karşı kin tutmazdı ve kendisine karşı suç işleyenleri kolay affederdi. Gâyet hassas bir yapıya sahip olduğu için kolay kızardı. Fakat kendine hakim olmasını bilirdi. Ağzından kötü bir sözün çıktığına hiç şahit olmadık. Hadis-i şerifin manasına uygun olarak komşularıyla iyi geçinir, “iyi komşuluk, sadece komşuya iyi davranmak değil, komşudan gelecek eziyetleri sabır ve tahammül ile karşılamakla mümkündür” derdi. Anılan hadisi kendisi için bir hayat ilkesi edinmişti. Yakın çevresindeki hastaları mutlaka sık sık ziyaret eder, yaşlı insanlara saygı gösterir, ilim adamlarını sever-sayar ve onlara ikramda bulunurdu. Özellikle zühd ve takva sahibi alimlerin onun dünyasında ayrı bir yeri vardı. Böyle kimselerle uzun süre sohbet edebilmek için hususi olarak ziyaretlerine giderdi. Kendisi vaaz görevi dışında Çaykara’ya inmez, sadece görev günleri inerdi. Görev günleri cemaatin en kalabalık olduğu Cuma ve Salı günleri idi. Öğrencileri ile erkek evlatları da çoğunlukla kendisi ile beraber Çaykara’ya inerek onun vaazlarını izlerlerdi. Vaazdan önce yahut sonra çarşıda beraber yürüdüğümüz zaman alim, ya da hal ehli bir zatı görünce onun elini öpmemi isterdi. Küçüklüğümden beri bana hep bunu tavsiye eder, bu zatlardan, özellikle alimlerden olmam için bana dua etmelerini ısrarla isterdi. Onlar da “Baban gibi alim olasın.” diye dua ederlerdi, fakat o: “Efendi! Buna doğru dua et, büyük alim olsun.” derdi. Yine: “İlim Allah’ın sıfatıdır. Alimlerin duasının bereketi ile artar, onların mutlaka duasını almak gerekir.” derdi. Merhum Hacı Hasan Efendi, alçak gönüllü, güler yüzlü, sevimli çehreli, yumuşak huylu bir insandı. Haftada iki gün Çaykara Merkezine gidip vaaz görevini ifa eder, zaman zaman misafir hocaları kürsüye çıkarıp hem onların konuşmaları ile halkın bilgilerini çeşitlendirir, hem de bu hocaların gönlünü hoş ederdi. Yani resmen merkez camiinde görevli olmasına rağmen, kürsü istibdadında bulunmazdı. Vaazları nutuk irad eder gibi heyecanlı idi. Kendisi gerek müderris olarak gerekse vaiz olarak Osmanlı âlimlerinin son örneklerinden biri idi. Konuşmalarından herkes istifade ederdi. Konuyu hem ilmî çerçevede ele alır hem de halkın anlayacağı örneklerle süsleyerek pratiğe dökerdi. Vaazlarında tek bir konu üzerinde durmaz, konuyu hem detaylandırır hem de çeşitlendirirdi. Vaazlarını zaman zaman okuduğu tasavvufî ve edebî şiirlerle süsleyerek renklendirirdi. Ezberinde çok sayıda tasavvufî şiir bulunmaktaydı. Vaazlarının başında ve sonunda kıymetli dualar yapardı. O duaya büyük bir önem verirdi; başarılarında dua etmenin ve dua almanın büyük önemine inanırdı. Hastaların şifa, dertlilerin deva bulması, borçluların eda imkanına kavuşması, ölüm döşeğinde bulunanların kâmil iman ile nefes tüketmesi için her vaazının sonunda mutlaka samimi ve ısrarlı bir şekilde dua yapar, bunu hiç ihmal etmezdi. Vaazlarının sonunda mutlaka tekrarladığı dua şu idi:: “Ömrümüz hitam buldukta, kimseye muhtaç kılmadan, namazlarımız kazaya kalmadan, az ağrı, asan ölüm, selamet-ı iman-ı kamil ile huzuruna kavuşmayı (veya göç etmeyi) bizlere ve cümle müminlere nasip eyle.” Bu duayı içten ve çok samimi bir şekilde yapardı. Denilebilir ki, bu dua onun her vaazının ayrılmaz bir parçası ve tamamlayıcı unsuru idi. Merhum H. Hasan Efendi normal şartlarda yetişmiş bir alim olamayıp zor şartlarda hem fakirlik hem yetimlik hem de o günkü devletin din öğretimine karşı uyguladığı baskı ile karşı karşıya kalmıştı. Fakat İslâmî ilimlere ve hizmetlere karşı içinde alevlenen büyük ilim aşkı onun engin hevesini daima körüklemiş, hiçbir şey onun okumasına engel olamamıştı. Merhum Hacı Hasan Efendi İslâm’a, İslâmî ilimlere, okumaya ve okutmaya aşıktı; öğrencilerini çok sever, onlara hayırla dua ederdi. Öğrencilerinin bir nimet olduğunun da idraki içinde idi, bunu aile içinde sık sık dile getirirdi.