У нас вы можете посмотреть бесплатно FİLM KRİTİKLERİ: TREN DÜŞLERİ (2025) - Clint Bentley или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
TREN DÜŞLERİ (2025) - Clint Bentley Denis Johnson’ın o meşhur, aynı adlı romanından uyarlanan bu eser, bizi 20. yüzyılın başlarına, Amerikan Batısı'nın o henüz ehlileştirilmemiş vahşi doğasına götürüyor. Ancak baştan söylemeliyim dostlar; bu izleyeceğimiz (veya konuştuğumuz) şey, alıştığımız türden, silahların patladığı, kahramanların dünyayı kurtardığı bir Western filmi değil. Aksine, bu film bir "anti-western" ya da daha doğru bir tabirle, bir "varoluşsal dönem filmi." Hikayemizin merkezinde Robert Grainier var. Joel Edgerton’ın, kelimelerden çok bakışlarıyla hayat verdiği Grainier, bir demiryolu işçisi ve oduncu. Yani elleriyle çalışan, dünyayı bedeniyle tecrübe eden bir adam. Film, Grainier'in sıradan gibi görünen hayatını; aşkı buluşunu, kurduğu yuvayı ve ardından gelen o büyük, yıkıcı yangınla her şeyi kaybedişini anlatıyor. Ama asıl hikaye bu olaylar değil; asıl hikaye, Grainier'in bu kayıplardan sonra doğanın kucağında, medeniyetin (trenlerin) getirdiği gürültülü değişimlerin kıyısında, bir münzevi gibi yaşlanırken kendi "varlığıyla" baş başa kalması. Bir nevi, modernitenin şafağında unutulmuş bir ruhun biyografisi. "Train Dreams", dünya sinemasında son yıllarda yükselen ve bizim de Sinezofi'de sıkça üzerine konuştuğumuz "Yavaş Sinema" geleneğine göz kırpıyor. Clint Bentley, ilk filmi Jockey ile sinyallerini verdiği o "karakter odaklı, melankolik gerçekçilik" tarzını burada zirveye taşıyor. Filmi konumlandırmamız gerekirse; onu Terrence Malick’in o büyüleyici doğa şiirselliği (Days of Heaven) ile Kelly Reichardt’ın (First Cow) minimalist, emek odaklı sineması arasına yerleştirebiliriz. Hollywood’un o hızlı kurgusuna, tüketim odaklı hikaye yapısına inat; Tarkovsky’nin "zamanı mühürlemesi" gibi, Bentley de burada zamanı, mekanı ve insanın acizliğini mühürlüyor. Bu film, sadece bir adamın hikayesi değil; aynı zamanda sanayileşmenin, doğanın büyüsünü bozduğu o geçiş döneminin, yani Weber'in deyimiyle "dünyanın büyüsünün bozulduğu" (disenchantment) anın sinematografik bir kaydı. Şimdi gelin, bu sessiz başyapıtın derinliklerine inelim, kavramlarını müzakere edelim ve Grainier’in düşlerinde kendi hakikatimizden izler arayalım. / @sinezofi