У нас вы можете посмотреть бесплатно İngilizceye Mecbur Bırakılmazsan Konuşamazsın или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
İngilizceyi “mecburen” konuşmak zorunda kaldığımız ortamlarda dil gelişimimizin hızlanması tesadüf değildir. Bu durum, beynimizin öğrenme mekanizmasının doğal bir sonucudur. İnsan beyni, ihtiyaç duyduğu bilgiyi çok daha hızlı işler ve kalıcı hale getirir. Yani İngilizce konuşmak zorunda kaldığımızda artık bu bir ders değil, bir hayatta kalma ve iletişim aracına dönüşür. İşte tam bu noktada gerçek öğrenme başlar. Birçok kişi yıllarca gramer çalışmasına rağmen akıcı konuşamaz. Çünkü öğrenme süreci pasif kalır. Oysa aktif kullanım, özellikle de zorunlu kullanım, dili kalıcı hale getirir. Örneğin yurt dışında yaşamak, uluslararası bir projede görev almak ya da yabancı müşterilerle çalışmak gibi durumlarda kişi İngilizce konuşmadan ilerleyemez. Bu zorunluluk, zihni otomatik olarak çözüm üretmeye iter. Kelime eksikse eş anlamlısı bulunur, cümle yapısı eksikse basitleştirilir ama iletişim mutlaka kurulur. İşte bu süreç dil kaslarını güçlendirir. Buna en iyi örneklerden biri, ana dili İngilizce olmayan sporcuların kariyerleri boyunca yaşadığı dönüşümdür. Örneğin Cristiano Ronaldo kariyerine Portekiz’de başlamış olsa da İngiltere’de Manchester United forması giydiği dönemde İngilizceyi aktif olarak kullanmak zorunda kaldı. İlk röportajları ile sonraki yıllardaki konuşmaları arasında büyük fark vardır. Çünkü artık İngilizce onun için bir ders değil, işinin zorunlu bir parçasıydı. Benzer şekilde Lionel Messi, Amerika’daki kariyeri sürecinde İngilizceyi daha fazla kullanmaya başlamış ve iletişim becerilerini geliştirmiştir. Zorunluluk pratiği artırır, pratik ise akıcılığı getirir. Psikolojik olarak da zorunlu konuşma ortamı önemli bir eşik yaratır. İnsan, konfor alanından çıktığında öğrenme hızı artar. Sınıfta hata yapmaktan çekinen bir öğrenci, gerçek bir iletişim anında hatayı ikinci plana atar çünkü öncelik anlaşılmaktır. Bu da mükemmeliyetçilik baskısını azaltır. Hata yaparak öğrenme süreci hızlanır. Beyin, yapılan hataları düzeltme eğilimindedir ve tekrar eden iletişim durumlarında doğru kalıpları otomatikleştirir. Ayrıca zorunlu konuşma ortamı dinleme becerisini de geliştirir. Çünkü karşımızdakini anlamadan cevap veremeyiz. Bu durum kulağın farklı aksanlara alışmasını sağlar. Örneğin İngiltere’de yaşayan biri London aksanına alışırken, Amerika’da yaşayan biri New York City konuşma hızına adapte olur. Sürekli maruz kalma, anlama hızını ciddi şekilde artırır. Bu da konuşma performansını doğrudan etkiler. Bir diğer önemli nokta düşünme dilinin değişmesidir. Zorunlu İngilizce konuşulan ortamlarda kişi zamanla Türkçe düşünüp İngilizceye çevirmek yerine doğrudan İngilizce düşünmeye başlar. Bu geçiş, akıcılığın en kritik aşamasıdır. Çünkü çeviri süreci ortadan kalktığında konuşma hızı doğal olarak artar. Bu da kişinin özgüvenini yükseltir. Elbette bu süreç başta zorlayıcı olabilir. Kişi kelime bulmakta zorlanabilir, cümleleri eksik kurabilir ya da yanlış telaffuz edebilir. Ancak bu zorlanma aslında gelişimin göstergesidir. Spor yaparken kasların yanması gibi, dil pratiğinde de zihinsel zorlanma büyümenin işaretidir. Süreklilik sağlandığında birkaç ay içinde gözle görülür bir ilerleme ortaya çıkar. Sonuç olarak İngilizceyi mecburen konuşmak zorunda kalmak, dil gelişimini hızlandıran en güçlü katalizörlerden biridir. Çünkü bu durum öğrenmeyi teoriden pratiğe taşır, hatayı doğal hale getirir, düşünme sistemini dönüştürür ve özgüveni artırır. Eğer hızlı ilerlemek istiyorsak, kendimizi bilinçli olarak İngilizce konuşmak zorunda kalacağımız ortamlara sokmalıyız. Dil, kullanılmadığında paslanır; kullanıldığında ise güçlenir. Gerçek gelişim, konfor alanının dışında başlar.