У нас вы можете посмотреть бесплатно Hüsnü Bayramoğlu abinin, 70 yıl önce Üstad Bediüzzaman'ın huzurunda okuduğu dersin bilinmeyenlri или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
HÜSNÜ BAYRAMOĞLU KİMDİR? Hüsnü ve Yılmaz Bayramoğlu ağabeylerimiz, Safranbolu kahramanlarından Berber Hıfzı’nın oğullarıdır. Hüsnü Ağabey 1935 doğumludur. 1949’da, henüz daha çocuk yaşlarında iken Üstad Bediüzzaman Said Nursi hazretlerinin hizmetine girmiştir. Vefatına kadar da Said Nursi hazretlerinin en yakın hizmetlerinde bulunup, O’nun ders ve terbiyesinden geçen altı büyük hizmetkârdan birisi olmuştur. Aynı zamanda 1958’den itibaren Hz. Üstad’ın şoförlüğünü de yapmıştır. Hüsnü Bayram, Bediüzzaman’ın vasiyetlerinde varis ve vekil tayin ettiği en genç talebesidir. Üstad’ın beş vasiyetinde de Hüsnü ismi geçmektedir. Risalelerde de Hüsnü ve Yılmaz ağabeylerin adları müteaddit yerlerde zikredilmiştir. Hüsnü ve kardeşi Yılmaz ağabeylerin isimleri Emirdağ Lâhikasında şu şekilde geçmektedir: “Safranbolu’daki halis kardeşlerimizden Hıfzı’nın küçük medrese-i Nuriyesi olan hanesindeki küçük ve çok çalışkan masumları 7 yaşında Yılmaz ve 13 yaşında Hüsnü’nün ve onlar gibi Nur’a çalışan muhterem validelerinin mübarek kalemleriyle yazdıkları tebriklerini, umum Safranbolu ve Eflâni medrese-i Nuriyesi namına bu Ramazan’ın bir Firdevsî teberrükü hesabına kabul ettik. Yılmaz’ın rüyası aynen çıkmış.” (Emirdağ Lâhikası-I, 42) *** Hüsnü Bayram ağabeyin anlattığı hatıraları şöyle kaydettik: ÜSTAD’I NASIL TANIDIM? “Üstad’la hatıralarımız çok fazla. O zamanlar not tutmak gibi bir imkânımız olmadı, zaten hatıralardan ziyade Risaâle-i Nurlara önem verilmeli. “Ehl-i imanın zaafa uğradığı ve çok az insanın imanı, İslâm’ı yaşadığı dönemde Üstad’ımız, Kastamonu’ya nefiy olarak geliyor. Kastamonu ile Safranbolu irtibatlı; bizim peder de Safranbolu’da berber. Dindar bir berber olduğu için gelen giden çok oluyor, sohbet ediyorlar. Bir gün bir zat, ‘Kastamonu’ya velâyet sahibi, çok büyük bir zat gelmiş’ diye bahsediyor. Civar köylere kadar, halk arasında bu yayılıyor. Herkes sena ile Üstad’tan bahsediyor… Bizim Safranbolu da dindar bir memlekettir. Pederle beraber birkaç âlim ve hoca Üstad’ı ziyaret edelim, diye karar veriyorlar.. Sene 1942. “Üstad’ı evinde ziyaret ediyorlar. Mehmed Feyzi Efendi o zaman hizmetindeymiş. Üstad’ımız o vakit o âlim ve hocalara diyor ki: ‘Kardeşim! Bu Risale-i Nurlar medresenin malıdır, sizin bunlara sahip çıkmanız lazım, bunları okuyun ve neşredin, sizin malınızdır bunlar...’ Çıkıyorlar dışarı... “Bizim peder tarikat meraklısı, el almak için tekrar ziyaret ediyor Üstad hazretlerini. Mehmed Feyzi Efendi diyor ki: ‘Sen bak Üstad’ın kapısına, açıksa gir, Üstad seni kabul eder.’ Peder bakıyor, Üstad’ın kapısı kapalı; hürmetle kapıyı tıklatacak, fakat içeriden sesler geliyor, Üstad yüksek sesle konuşuyor, içeride bir cemaat var... Bekliyor içeridekiler çıksın diye... İki-üç dakika sonra Üstad kapıyı açıyor, ‘Gel bakalım, niye geldin tekrar, otur bakalım’ diyor. Babam bakıyor içeride hiç kimse yok. ‘Hocam, ben tarikat dersi almaya geldim, bizim ecdadımız tarikatla meşguldü biraz, sana intisap etmek istiyorum’ diyor. Üstad: ‘Bak kardeşim! Ben 12 tarikattan ders verebilirim, 12 tarikattan ders vermeye mezunum; fakat zaman tarikat zamanı değil, imanı kurtarmak zamanıdır’ diyor. “Neyse Üstad soruyor, peder: ‘İki tane oğlum var’ diyor. Üstad da: ‘Sana risâle vereceğim, bunları yazacaksınız, okuyacaksınız, neşredeceksiniz; sizin hanenizi medrese-i Nuriye kabul ediyorum. Hem seni, hem aileni, hem de Hüsnü ve Yılmaz’ı talebeliğime kabul ediyorum’ diyor. Sene 1942... Birkaç tane, o zaman forma forma risaleler, Otuz Üçüncü Söz, Yirmi Üçüncü Söz gibi risaleler veri-yor. “Babam geldi. Ben ilkokul birinci sınıftayım, okuldan yeni gelmiştim. Babam bize: ‘Ben böyle büyük bir zatı ziyaret ettim, size selâmı var, size dua etti, sizi tanıyor’ dedi. Bizim çocuk halimizle Üstad ruhumuza vicahen öyle yerleşti ki… Bir de oradan emir veriyor. Ben o zaman yedi yaşındayım. Yazmaya başladık, ama o zamanlar elektrik yok, yokluk içindeyiz. Kısa zamanda elif, be diye baka baka öğrendik harfleri... Hüsnü Bayram ağabeyin hatıralarının tamamı, Ağabeyler Anlatıyor cilt 1 kitabından okunabilir.