У нас вы можете посмотреть бесплатно Yolumuz Uğradı Mah-ı Güzele | Aşık Hasan Hüseyin | или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Gaziantep yöresinden derlenen bu deyiş, Aşık Hasan Hüseyin' e ait olup Anadolu tasavvuf geleneğinin en özgün örneklerinden birini teşkil eder. Malatya'nın Arguvan ilçesine bağlı Mineyik köyünde dünyaya gelen ve İmam Zeynel Abidin Ocağı'na mensup bir Alevi dede ailesinden gelen Aşık Hasan Hüseyin, küçük yaşlardan itibaren cem ritüellerinde ve muhabbet meclislerinde yetişmiştir. Deyişin açılış dizesi olan "Yolumuz uğradı mah-ı güzele" ifadesinde geçen "mah" sözcüğü Farsça kökenli olup "ay" anlamına gelir; ancak tasavvuf şiirinde ilahi tecellinin, mutlak güzelliğin ve aşkın bir metaforu olarak kullanılır. Burada güzel, yalnızca beşeri bir figür değil, Tanrı'nın yeryüzündeki yansımasıdır. Aşık, maddi dünyadan manevi olana geçişin eşiğinde durur ve bu geçişi bir "uğrama" olarak betimler; tesadüfi görünen bu karşılaşma aslında kaderin önceden belirlenmiş yörüngesidir. "Güzel için güzel bakmak güzeldir" dizesi, İbn Arabi'nin vahdet-i vücud felsefesinin halk şiirine yansımasıdır. Bakış, salt görme eylemi olmaktan çıkarak bir ibadet formuna dönüşür. Güzele bakmak, yaratılmıştaki yaratıcıyı temaşa etmektir; bu nedenle güzeldir. Ardından gelen "Güzelin buyruğu emri üzere / Güzel ile yola gitmek güzeldir" dizeleri, seyr-i sülûk kavramını işaret eder: Yol, tarikatın yoludur ve bu yolda mürşid-i kâmil'in (güzelin) rehberliği zorunludur. Nakarat kısmındaki "Hal böyle böyle halim arzeyle var şaha söyle" ifadesinde "şah" hem dünyevi otoriteyi hem de Alevi-Bektaşi inanç sisteminde Hz. Ali'yi temsil eder. Âşığın halini şaha arz etmesi, bir çeşit yakarıştır. "Beni etti Mecnun kend'oldu Leyla" dizesi ise klasik Arap edebiyatından miras kalan Mecnun-Leyla hikâyesini tersine çeviren bir söylemdir. Burada âşık Mecnun'a dönüşürken, sevgili Leyla olur; ancak bu Leyla beşeri değil, ilahi aşkın sembolüdür. Üçüncü kıtada yer alan "Güzel doğar güzel Muharrem ayı / Güzel için matem tutmak güzeldir" dizeleri, deyişin Alevi-Bektaşi geleneğine ait olduğunun en açık kanıtıdır. Kerbelâ'da yaşananlar her yıl Şii ve Alevilerce Muharrem ayında yas tutularak anılır; bu matem savaşın gerçekleştiği Muharrem ayının onuncu gününde doruğa çıkar. Bu bağlamda "güzel için matem tutmak" ifadesi, Hz. Hüseyin'in şehadetine yapılan bir göndermedir. Matem, acının ötesinde bir değer kazanır ve aşkın en yüce ifadesi haline gelir; zira sevilen uğruna acı çekmek, o sevginin sınanmasıdır. Deyiş, biçimsel olarak hece ölçüsüne dayalı dörtlüklerden oluşur ve bağlama eşliğinde icra edilmek üzere bestelenmiştir. Aşık Hasan Hüseyin'in bağlamayı pençe ya da şelpe tekniğiyle çaldığı ve sazının perdelerini keserek perdesiz icra ettiği bilinmektedir. Bu teknik, eserin duygusal yoğunluğunu artıran mikrotonal geçişlere olanak tanır. Türkünün günümüzde en bilinen yorumu Özlem Taner'e aittir. Gaziantep bölgesinin melodik karakteristiğini taşıyan eser, uzun hava formunun kırık hava ile birleştiği melez bir yapı sergiler. Bu yapı, metnin felsefi derinliğiyle müzikal ifadenin lirik akışkanlığını bütünleştirir ve dinleyiciyi hem düşünsel hem duygusal bir yolculuğa çıkarır.