У нас вы можете посмотреть бесплатно EDEBİ DUALİTE / Düet - Dördüncü Vagon Yirmi Bir Numara - Doğu Ekspresi'nde Sevda или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
EDEBİ DUALİTE / Düet Dördüncü Vagon Yirmi Bir Numara - Doğu Ekspresi'nde Sevda Seslendirenler: Dilek Tuna Memişoğlu & Serhan Poyraz Yazanlar: Hüseyin Uyar & Dr. Özlem Demir Müzik: Abdurrahim Yetim *** Yirmi beş gündür buradayım, çok da sıkıldım artık. Neyse ki, iki gün kaldı. Kar yolları kapatmazsa döneceğim. Belki baharda tekrar gelirim. İstanbul’u özlediğim bir gerçek. Hani öyle yanıp tutuşan bir özlem değil benim ki… Bu kış zamanı, tiyatrodan çıkmak, eve gitmeden önce Çiçek Pasajı’nda bira içmek ve tabii, öncesinde kokoreç ve midye yemek… İşte bahsettiğim özlem bu! Bugün tren biletini aldım. Bir de dilek tuttum. Yanıma oturacak kişi, sohbeti sevmeyen ve koltukta az yer kaplayacak kadar zayıf, ufak tefek biri olsun diye... Bahsetmeden geçemeyeceğim; gelirken trende yanıma oturan teyzenin üzerimde kurduğu baskıyı tekrar yaşamak istemiyorum. Haydarpaşa’dan binmiştim, koltuğum cam kenarıydı. Ve geldi yanıma oturdu… Trenin hareketi ile sohbeti başlattı. Bir ara bahane bularak yanından kalktım; döndüğümde “İstersen cam kenarına sen otur.” dedim. Hiç itiraz etmeden öyle de yaptı. Geceydi ama belki dışarıyı seyreder ve uyur diye düşünmüştüm… Uyumadı! “Kocaman adamım, iki üniversite okudum. Benim de ağzım kalabalık. Şu şirin teyzeye mi katlanamayacağım? Hatta ben daha çok anlatayım da sıkılsın. Anlasın ki, gönülsüzce sohbet dinlemek nasıl oluyormuş.” diye içimden geçirdim. Klasik Rus edebiyatı ya da dünya tarım politikaları gibi ciddi konulardan bahsetmeyi planlamıştım ki, söz sırası bana gelmeden tren Eskişehir’e geldi ve teyze indi. Valizini çekerek, yavaş adımlarla, kendisini bekleyenlere doğru yürüyüşünü trenin penceresinden seyrettim. Üstelik bütün anlattıklarından sonra hiç de endişeli olmayan bir tavır ile uzaklaştı ve dönüp bana bakmadı bile. Oysa bana anlattıklarından sonra, onun dert ortağı olduğumu sanıyordum. Garip bir şekilde tuhaf bir alınganlık ve kullanılmışlık duygusu hissettim. Anlattıklarını düşündüm. Gelini doğum yapmış, oğlu polismiş. Nöbete gittiğinde bebeğe bakmaya yardımcı olmak için gidiyormuş. “Zaten gelin pek de cılız, benim oğlan da bu kızı pek seviyor!” dedi. Asıl tuhaf olanı, gelinini de kendisi bulmuş. Galiba teyzeye en çok dokunan kısım, gelini evlendikten sonra “Hemen çocuk yapmayacağız, iki sene gezeceğiz.” demesi olmuş. İşte buna çok kızmış… Gelinini seviyor mu, sevmiyor mu, anlayamadım. Nedense soramadım da. Zaten bugüne kadar bir sohbette bu kadar pasifize edildiğimi hatırlamıyorum. Sonuç olarak, teyze indi, derdi de bana kaldı… Neyse ki, trenin raylarından gelen ritmik tıkırtılar ninni gibi geldi de uyumuşum. İşte, dönüş yolunda tekrar yeni bir teyze faciası ile karşılaşmamak için, yanımda oturacak kişinin kim olduğunu merak ediyorum. Dışarıda kar yağıyor ve epeyce de birikmiş. Benim için tahsis edilen misafirhane odasının penceresinden bakıyorum. Gün doğmak üzere. Birazdan sabah ezanı okunur. Çok seyrek de olsa bazı sabahları namaz kılma isteğim oluyor. İşte öyle sabahlardan birindeyim. Burada ilk ve muhtemel ki tek namazım olacak. Seher vaktinin verdiği duygu ile olmalı, çok fazla şükredesim var. Öyle de yaptım… Namazdan sonra kısa ama tatlı bir uykuya dalmışım. Haydi bakalım son iki gün, işleri toparlama zamanı… Ara ara aklıma trenle yapacağım dönüş yolculuğu geliyor. Garip bir şekilde, o teyze ile tekrar karşılaşıp rövanşı alma isteğim canlanıyor ve kendi kendime gülümsediğim de oluyor… …Ve nihayet dönüş vakti geldi. İstasyona erkenden gittim. Tren Kars’tan gelecek. Erken gelmez ama, olsun! Misafirhanede bekleyeceğime, istasyonda beklerim de biraz insan içine çıkmış olurum. Bekleme salonunda biraz oturuyorum biraz dolaşıyorum. Sırt çantamı çay ocağına emanet edip, bir çay aldım ve dışarı çıktım. Kar yağışı çok yavaşlamış ama epeyce soğuk var. Kız kardeşimin hediyesi, kaşe kabanımın önünü iyice kapattım. Ayaklarımda uzun konçlu botlarımla hiç üşümüyorum. Bir yudum çay alıyorum, çıkan nefesimin buharını seyrediyorum. Trenin geleceği yöne doğru raylara bakıyorum… Tekrar içeri girdim ve sırt çantamı yanıma alarak, bekleme salonundaki sobaya yakın bir yere oturdum. Nihayet trenin düdük sesi duyuldu ve içeride bekleyen birkaç yolcuyla beraber perona çıktık. O muhteşem demirden alet, yaklaştı ve durdu. İlginçtir ki, yorulmuş bir hali var gibi geldi… Dördüncü vagon yirmi bir numara. Bu sefer cam kenarı değil. Telaşsız adımlarla dördüncü vagonun merdivenlerinden çıktım. Koltuğuma yaklaşırken, kıvırcık siyah saçlarını, başına taktığı sarı kırmızı bezden taç ile arkaya toplamış halde camdan dışarı bakan o kızı gördüm. Merak ettiğim halde ilk anda yüzüne bakamadım. Sırt çantamı üst bagaja yerleştirdim. Bu arada, yavaşça başını çevirerek bana doğru bakan o muhteşem güzelliğin yüzünü gördüm ve ona “Merhaba” diyerek selam verdim.