У нас вы можете посмотреть бесплатно İftar, Sahur, İmsak Vakti (Farklı İmsakiyelerin sebepleri)) или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Prof. Dr. Ramazan Ayvallı'nın resmî YouTube kanalıdır. İFTÂR – SAHÛR - İMSÂK VAKTİ (VAKİT VE FARKLI İMSÂKİYELER KAVRAMI) İMSAKİYELERİN FARKLI OLMASI Mübârek Ramazân ayı münâsebetiyle namaz ve imsâk vakitleri farklı farklı olan imsâkiyeler dağıtılmaktadır. Eğer imsâk vaktinden sonra yiyip içilmeye devâm edilirse, oruç tutulmamış olur. Bunun için imsâk vaktinde yiyip içmeyi kesmek şarttır. Bugün ülkemizde, iki çeşit imsakiye dağıtılmaktadır. Bir kısmı, yüz senedir kullanılmakta olup, doğruluğunda en ufak bir şüphe, tereddüt hasıl olmamış namaz vakitleri cetvelini aynen muhafaza eden takvimler; bir kısmı da, 1983’ten sonra, çok oruç tutuyoruz diyenleri susturmak gayesiyle, imsak vaktini uzatan takvimlerdir. 1983 yılından önce bütün takvimler aynı idi. Fakat 1983’ten itibaren Diyanet İşleri temkin vakitlerini kaldırdığından, böyle farklı iki durum ortaya çıkmıştır. 1983 tarihinden önceki takvimlerin yanlış olmadığını herkes kabul etmektedir. Bu hususta bir ihtilaf yoktur. Nitekim, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 30 Mart 1988 tarih ve 234-497 sayılı Müftülüklere gönderdiği tamimde şöyle denilmektedir: “1983 öncesi takvim ile yeni uygulama arasında sadece temkin farkı bulunmaktadır. Buna göre 1983 öncesindeki uygulama yanlış değildir.” Türkiye Gazetesi Takvimi ve Fazilet Takvimi ile diğer bazı takvimler, doğruluğunda ittifak olan 1983 öncesine göre hazırlanmaktadır. Diyanetin tamiminde bildirdiği gibi, 1983 yılından önceki uygulamaya göre hazırlanan takvimler ile bu takvimlere dayanılarak hazırlanan “Ramazan imsakiyeleri” yanlış değil, sadece temkinlidir. Temkin nedir, âlimler, bu temkini niçin koymuşlardırr? Kısaca bunu izah edelim: Bir namaz vakti hesaplanırken, hesabı yapılan şehrin arazisinin yükseklik ve alçaklık, doğu-batı, kuzey-güney, genişlik gibi durumlarının göz önüne alınması gereklidir. Ayrıca vakte tesir edecek atmosfer şartlarının da en anormal hali düşünülerek, bütün bu şartların hepsini karşılayarak, vakti emniyet altında tutacak zamana, vaktin temkini denir. Bu vakit, ibadet vaktinin emniyeti bakımından zaruri olarak konulması şart olan bir zamandır. Temkinsiz yapılan ibadet, vaktin dışına taşmış olabilir. Bilindiği gibi, namazları vaktinde kılmak şarttır. Birkaç dakika önce kılınsa namaz sahih olmaz. Oruç da böyledir. Güneş batmadan önce yiyip içilince, oruç sahih olmaz. Namazları vakit girdikten üç-beş dakika sonra kılmakta hiç mahzur yoktur. Güneş battıktan 5-10 dakika sonra orucu açmakta da mahzur yoktur. Hatta yıldızlar görülünceye kadar geciktirmek caizdir. Nurul-îzâh şerhinde; “Bulutlu gecelerde, orucun bozulmasından korunmak için, ihtiyatlı davranarak oruç açmayı biraz geciktirmelidir. Yıldızlar görülmeden önce iftar eden acele etmiş olur” buyuruluyor. Yeni takvimlerde, imsak vakti 20 dakika geciktirilmektedir. Böyle olunca, oruç tehlikeye sokulmaktadır. İmsak vaktinde eski cetvelleri esas alıp, yeni takvimlerden 20 dakika önce yiyip içmeyi kesmekte hiç mahzur yoktur. Hatta çok iyi olur, tedbirli ve temkinli hareket edilmiş olur. Tedbirsizlik ve temkinsizlik sebebiyle namaz ve oruçları ifsat etmemek gerekir. İki takvim arasında fark, biri temkinli, öteki temkinsizdir. Türkiye Gazetesi Takvimi, ehil kimseler tarafından, çok hassas bir şekilde hazırlanmıştır. Bu hususta takvimimizde her ay, “Mühim Tenbih” başlığı altında ikaz yapılmaktadır. Mevcut takvimler içinde, Türkiye Gazetesi Takvimi ve bu takvim esas alınarak hazırlanan “Ramazan imsakiyeleri” temkinli olup, en uygun olanıdır. Türkiye Takvîmlerinde “MÜHİM TENBİH” başlıklı bir yazı bulunmaktadır. Orada şunlar yazılıdır: “Bu takvimdeki oruç ve namaz vakitlerini, Osmanlı âlimlerinin en yüksek makamı olan (Meşîhat-i İslâmiyye)nin hazırladığı 1334 [m.1916] senesi (İlmiyye Sâl Nâmesi) ismindeki takvimden ve İstanbul Üniversitesi Kandilli Rasathanesi’nin 1958 tarih ve 14 sayılı (Türkiye’ye Mahsûs Evkât-ı Şer’iyye) kitabından aldık. Aynı vakitler için, 1926 senesindeki Takvim-i Ziya’da diyor ki: “İşbu takvim, Diyanet İşleri Riyaseti Heyet-i Müşâveresi tarafından tetkik edilip, riyaset-i celîlenin tasdiki ile tab’ edilmiştir.” Din işlerinde islâm âlimlerinin ve astronomi mütehassıslarının tasdik ettiği oruç ve namaz vakitlerini kullanmalıdır. Türkiye Takvimi’ndeki sayın müftülerin ve hesap uzmanlarının da bulunduğu ilim heyetinin, en yeni elektronik makinelerle yaptığı hesaplarla da, hep bu vakitler bulunmuştur. 1982 senesine kadar, Türkiye’de temkin zamanını kimse değiştirmemiş, bütün âlimler, velîler, şeyhülislâmlar, müftüler, bütün Müslümanlar, asırlar boyunca namazlarını bu şer’î vakitlerinde kılmışlar ve oruçlarına bu şer’î vakitlerinde başlamışlardır. Türkiye Takvimi’nde temkin zamanı değiştirilmemiş, namaz ve oruç vakitleri, doğru olarak bildirilmiştir. Şimdi de, her Müslümanın bu İcmâ’-i Müslimîn’den ayrılmaması lâzımdır. Takvimimizdeki namaz vakitleri şehrin en yüksek yerine göre ve doğu-batı, güney-kuzey hudutlarını içine alacak şekilde hesaplanmıştır. Bu sebepten, namaz kılmayı vaktin sonuna kadar geciktirmemelidir.”