У нас вы можете посмотреть бесплатно Besmelenin 114 defa tekrarı Kur’ân’ın mucizevî belagati bakımından kusur mudur? или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Konu: Yirmi Beşinci Söz Mu’cizât-ı Kur’âniye Risalesi بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ قُلْ لَئِنِ اجْتَمَعَتِ اْلاِنْسُ وَالْجِنُّ عَلٰۤى اَنْ يَاْتوُا بِمِثْلِ هٰذَا الْقُرْاٰنِ لاَ يَاْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيراً (Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla.) (“De ki: ‘And olsun, eğer bu Kur’ân’ın benzerini getirmek için insanlar ve cinler bir araya toplanıp da hepsi birbirine yardımcı olsalar, yine de onun benzerini getiremezler.’ ” İsrâ Suresi: 88.) … Evet, ihtiyacın tekerrürüyle tekrarın lüzumu haysiyetiyle, yirmi sene zarfında pek çok mükerrer suallere cevap olarak ayrı ayrı çok tabakalara ders veren ve koca kâinatı parça parça edip kıyamette şeklini değiştirerek, dünyayı kaldırıp onun yerine azametli ahireti kuracak ve zerrattan yıldızlara kadar bütün cüz’iyat ve külliyatın tek bir zatın elinde ve tasarrufunda bulunduğunu ispat edecek ve kâinatı ve arz ve semavatı ve anasırı kızdıran ve hiddete getiren nev-i beşerin zulümlerine, kâinatın netice-i hilkati hesabına gadab-ı İlâhîyi ve hiddet-i Rabbaniyeyi gösterecek, hadsiz harika ve nihayetsiz dehşetli ve geniş bir inkılâbın tesisinde binler netice kuvvetinde bazı cümleleri ve hadsiz delillerin neticesi olan bir kısım ayetleri tekrar etmek, değil bir kusur, belki gayet kuvvetli bir i’caz ve gayet yüksek bir belâgat ve mukteza-i hâle gayet mutabık bir cezalettir, bir fesahattir. Meselâ, bir tek ayet iken yüz on dört defa tekrar edilen بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ (Rahman ve Rahîm olan Allah’ın adıyla. ) cümlesi, Risale-i Nur’un On Dördüncü Lem’asında beyan edildiği gibi, arşı ferş ile bağlayan ve kâinatı ışıklandıran ve her dakika herkes ona muhtaç olan öyle bir hakikattir ki, milyonlar defa tekrar edilse yine ihtiyaç vardır. Değil yalnız ekmek gibi her gün, belki hava ve ziya gibi her dakika ona ihtiyaç ve iştiyak vardır. Hem meselâ, Sure-i طٰسۤمۤ ’ de sekiz defa tekrar edilen şu اِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ (“Rabbin ise, şüphesiz ki, kudreti her şeye galip olan ve rahmeti her şeyi kuşatandır.” Şuara Suresi: 9, 68, 104,122, 140, 159, 175, 191. ayetler.) ayeti, o surede hikâye edilen peygamberlerin necatlarını ve kavimlerinin azaplarını, kâinatın netice-i hilkati hesabına ve rububiyet-i ammenin namına o binler hakikat kuvvetinde olan ayeti tekrar ederek, izzet-i Rabbaniye o zalim kavimlerin azabını ve rahîmiyet-i İlâhiye dahi enbiyanın necatlarını iktiza ettiğini ders vermek için, binler defa tekrar olsa, yine ihtiyaç ve iştiyak var. Ve icazlı ve i’cazlı bir ulvî belâgattir. Hem meselâ, Sure-i Rahman’da tekrar edilen فَبِاَىِّ اٰلاَءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ (“Ey insanlar ve cinler! Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edersiniz?” Rahman Suresi: 13 v.d. Toplam 31 defa tekrar edilir.) ayeti ile Sure-i Mürselât’ta وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ (“Yazıklar olsun o gün hakkı yalanlayanlara!” Mürselât Suresi: 15, 19, 24, 28, 34, 37, 40, 45, 47, 49. ayeti, cin ve nev-i beşerin, kâinatı kızdıran ve arz ve semavatı hiddete getiren ve hilkat-i âlemin neticelerini bozan ve haşmet-i saltanat-ı İlâhiyeye karşı inkâr ve istihfafla mukabele eden küfür ve küfranlarını ve zulümlerini ve bütün mahlûkatın hukuklarına tecavüzlerini asırlara ve arz ve semavata tehditkârâne haykıran bu iki ayet, böyle binler hakikatlerle alâkadar ve binler mesele kuvvetinde olan bir ders-i umumîde binler defa tekrar edilse, yine lüzum var ve celâlli bir icaz ve cemalli bir i’caz-ı belâgattir. Hem meselâ, Kur’ân’ın hakikî ve tam, bir nevi münacatı ve Kur’ân’dan çıkan bir çeşit hülâsası olan Cevşenü’l-Kebir namındaki münacat-ı Peygamberîde (a.s.m.) yüz defa سُبْحَانَكَ يَا لاَ إِلٰهَ إِلاَّۤ اَنْتَ اْلاَمَانُ اْلاَمَانُ خَلِّصْنَا، وَاَجِرْنَا، وَنَجِّنَا مِنَ النَّارِ (“Ey Allah’ım! Sen bütün kusur ve noksan sıfatlardan uzaksın. Senden başka ilâh yok ki, bize yardım etsin. Emân ver bize, emân diliyoruz. Bizi Cehennemden kurtar, halâs eyle ve necat ver.” Cevşen’den dua.) cümlesi, tekrarında tevhit gibi kâinatça en büyük hakikat ve mahlûkatın rububiyete karşı tesbih ve tahmit ve takdis gibi üç muazzam vazifesinden en ehemmiyetli vazifesi ve şekavet-i ebediyeden kurtulmak gibi nev-i insanın en dehşetli meselesi ve ubudiyet ve acz-i beşerin en lüzumlu neticesi bulunması cihetiyle binler defa tekrar edilse, yine azdır. İşte, tekrarat-ı Kur’aniye bu gibi metin esaslara bakıyor. Hatta, bazen bir sahifede, iktiza-i makam ve ihtiyac-ı ifham ve belâgat-ı beyan cihetiyle yirmi defa sarihan ve zımnen tevhit hakikatini ifade eder; değil usanç, belki kuvvet ve şevk ve halâvet verir. Risale-i Nur'da, tekrarat-ı Kur'âniye ne kadar yerinde ve münasip ve belâgatça makbul olduğu, hüccetleriyle beyan edilmiş. Kur’an-ı Mu’cizü’l-Beyan’ın Mekke sureleriyle, Medine sureleri belâgat noktasında ve i’caz cihetinde ve tafsil ve icmal veçhinde birbirinden ayrı olmasının sırr-ı hikmeti şudur ki: Mekke’de, birinci safta muhatap ve muarızları Kureyş müşrikleri ve ümmîleri.. Bediüzzaman Said Nursi, Sözler, Yeni Asya Neşriyat: İstanbul, Şubat 2004, s. 735-739.