У нас вы можете посмотреть бесплатно Tılsımlar Mecmuası 26. Söz Kader Risalesi 3. Mebhas Ve Mukaddeme Sayfa 85 или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
3. Mebhas: kadere iman rüknünün ne derece kuvvetli ve geniş olduğunun delaili Mukaddeme: her şeyin vücudundan evvel ve vücudundan sonra yazıldığı... Üçüncü Mebhas: Kadere îmân, îmânın erkânındandır. Yani her şey, Cenâb-ı Hakk’ın takdîri iledir. Kadere delâil-i kat‘iye o kadar çoktur ki, had ve hesaba gelmez. Biz, basit ve zâhir bir tarz ile şu rükn-ü îmânînin, ne derece kuvvetli ve geniş olduğunu, bir mukaddeme ile göstereceğiz. Mukaddeme: Her şey vücûdundan evvel ve vücûdundan sonra yazıldığını وَلَا رَطْبٍ وَلَا يَابِسٍ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍ مُب۪ينٍ gibi pek çok âyât-ı Kur’âniye tasrîh ediyor. Ve şu ‘kâinât’ denilen, kudretin Kur’ân-ı kebîrinin âyâtı dahi, şu hükm-ü Kur’ânîyi, nizâm ve mîzân ve intizâm ve tasvîr ve tezyîn ve imtiyâz gibi âyât-ı tekvîniyesiyle tasdîk ediyor. Evet, şu kâinât kitabının manzûm mektubâtı ve mevzûn âyâtı şehâdet eder ki, her şey yazılıdır. SAYFA 87 Ama vücûdundan evvel her şey mukadder ve yazılı olduğuna delil, bütün mebâdî ve çekirdekler ve mekādîr ve sûretler, birer şâhiddirler. Zîrâ her bir tohum ve çekirdekler, ‘kâf-nûn’ tezgâhından çıkan birer latîf sandukçadır ki, kaderle tersîm edilen bir fihristçik, ona tevdî‘ edilmiştir. Kudret, o kaderin hendesesine göre zerrâtı istihdâm edip, o tohumcuklar üstünde koca mu‘cizât-ı kudreti bina ediyor. Demek bütün ağacın başına gelecek bütün vâkıâtı çekirdeğinde yazılı hükmündedir. Zîrâ tohumlar maddeten basittir, birbirinin aynıdır, maddeten farkları yoktur. Hem her şeyin mikdâr-ı muntazaması, kaderi vâzıhangösteriyor. Evet, hangi zîhayata bakılsa görünüyor ki, gayet hikmetli ve san‘atlı, bir kalıbdan çıkmış gibi bir miktar, bir şekil var ki; o miktarı, o sûreti, o şekli almak, ya hârika ve nihâyet derecede eğri büğrü maddî bir kalıp bulunmakla olur. Veyahud kaderden gelen mevzûn, ilmî bir kalıb-ı ma‘nevî ile kudret-i ezeliye o sûreti, o şekli biçip giydiriyor. Meselâ sen şu ağaca, şu hayvana dikkatle bak ki; câmid, sağır, kör, şuûrsuz, birbirinin misli olan zerreler, onların neşv ü nemâsında hareket ederler. Bazı eğri büğrü hududlarda meyve ve fâidelerin yerlerini tanırlar görürler, bilirler gibi dururlar, tevakkuf ederler. Sonra başka bir yerde, büyük bir gayeyi ta‘kîb ederler gibi yollarını değiştirirler. Demek kaderden gelen mikdâr-ı ma‘nevînin ve o miktarın emr-i ma‘nevîsiyle zerreler hareket ederler. Madem maddî ve görünecek eşyâda bu derece kaderin tecelliyâtı var. Elbette eşyânın mürûr-u zamanla giydikleri sûretler ile ve ettikleri harekât ile hâsıl olan vaz‘iyetler dahi, bir intizâm-ı kadere tâbi‘dir. Evet, bir çekirdekte hem bedîhî olarak irâde ve evâmir-i tekvîniyenin ünvanı olan ‘Kitâb-ı Mübîn’ den haber veren ve işaret eden, hem nazarî olarak emir ve ilm-i İlâhînin bir ünvanı olan ‘İmâm-ı Mübîn’ den haber veren ve remzeden iki kader tecellîsi var. Bedîhî kader ise, o çekirdeğin tazammun ettiği ağacın, maddî keyfiyât ve vaz‘iyetleri ve hey’etleridir ki, sonra gözle görünür. Nazarî kader ise, o çekirdekte, ondan halk olunan ağacın müddet-i hayatındaki geçireceği tavırlar, vaz‘iyetler, şekiller, hareketler ve tesbîhâtlardır ki, târîhçe-i hayat nâmıyla ta‘bîr edilebilir. Vakit-be-vakit değişen tavırlar, vaz‘iyetler, şekiller, fiiller o ağacın dalları, yaprakları gibi intizâmlı birer kaderî miktarı vardır. Madem en âdî, basit eşyâda böyle kaderin tecellîsi var. Elbette umum eşyânın vücûdundan evvel yazılı olduğunu ifade eder ve az bir dikkatle anlaşılır. SAYFA 88 Şimdi, vücûdundan sonra her şeyin sergüzeşt-i hayatı yazıldığına delil ise, âlemde Kitâb-ı Mübîn ve İmâm-ı Mübîn’den haber veren bütün meyveler ve Levh-i Mahfûz’dan haber veren ve işaret eden insandaki bütün kuvve-i hâfızalar birer şâhiddirler, birer emâredirler. Evet, her bir meyvede, bütün ağacın mukadderât-ı hayatı onun kalbi hükmünde olan çekirdeğinde yazılıyor. İnsanın sergüzeşt-i hayatıyla beraber kısmen âlemin hâdisât-ı mâziyesi, kuvve-i hâfızasında öyle bir sûrette yazılıyor ki; güya hardal küçüklüğünde olan bu kuvvecikte, dest-i kudret kalem-i kaderiyle insanın sahîfe-i a‘mâlinden küçük bir sened istinsâh ederek insanın eline verip, dimağının cebîne koymuş. Tâ muhâsebe vaktinde onunla hatırlatsın. Hem mutmain olsun ki; bu fenâ ve zevâl herc ü mercinde bekā için çok aynalar vardır ki, Kadîr-i Hakîm zâillerin hüviyetlerini onlarda tersîm edip, ibkā ediyor. Hem bekā için pek çok levhalar vardır ki, Hafîz-i Alîm, fânîlerin ma‘nâlarını onlarda yazıyor. Elhâsıl: Madem en basit ve en aşağı derece-i hayat olan nebâtât hayatı, bu derece kaderin nizâmına tâbi‘dir. Elbette en yüksek derece-i hayat olan hayat-ı insaniye, bütün teferruâtıyla kaderin mikyâsıyla çizilmiştir ve kalemi ile yazılıyor. Evet, nasıl katreler buluttan haber verir. Reşhalar su menbaını gösteriyor. Senedler, cüzdanlar bir defter-i kebîrin vücûduna işaret ederler. Öyle de, şu meşhûdumuz olan zîhayatlardaki intizâm-ı maddî olan bedîhî kaderin ve intizâm-ı ma‘nevî ve hayatî olan nazarî kaderin reşhaları, katreleri, senedleri, cüzdanları hükmünde olan meyveler, nutfeler, tohumlar, çekirdekler,