У нас вы можете посмотреть бесплатно İnsan Gözünün Bebeği Neden Siyahtır? (Münir Derman (k.s.)) или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
HAKK’a teslim olmuş, hakîkati HAKK ile bulan insanların bize bıraktığı aziz hâtıralar vardır. Bu hâtıralar kuru bir geçmiş anlatısı değildir; insanı ayıklığa, uyanıklığa ve kendine dönüşe çağıran diri bir sestir. Bu ses, kulakla değil kalple duyulur. Çünkü hakîkatin sesi gürültüde değil, sükûtta işitilir. Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Allah buyurur: “Biz insanı en güzel sûrette yarattık.” (Tîn, 4) Bu güzellik, yalnızca bedene ait değildir. Asıl güzellik, insanın içinde gizlenmiş olan ilâhî emanetledir. İnsan bir mekân gibi görünür; fakat aslı mekânsızlığa aittir. Onun için aranan şey dışarıda değil, insanın kendi içindedir. Ateşe girip yanmayan Hazreti İbrahim kıssası, yalnızca bir mucize anlatısı değildir. O ateş, yakıcılığını kaybetmiştir; çünkü yakması gereken benlik ateşin içinde erimiştir. Yanmak, bazen kurtuluş olur. Ateşin yakmamasının sırrı, onunla mücadele etmekte değil; HAKK’a teslimiyetle onun içinde yok olmaktadır. Bu sebeple, hakîkat başka yerde aranmaz. Aranan, arayanın içindedir. Resûlullah ﷺ buyurur: “Şeytan, iman eden kula musallat olamaz.” (Hadis meâli) İnsan îmanını terk etmedikçe, dalâlet dışarıdan zorla gelmez. Sorumluluk, insanın iradesindedir. Bahaneler, nefsin siperidir. Hakîkat ise siper kabul etmez. Bazı insanlar vardır; görünüşte zengin, makamda yüksek, imkân içinde yüzmektedirler. Fakat ruhları sefildir. Çünkü mihrabı Allah’tan alıp başka şeylere çevirmişlerdir. Kiminin mihrabı paradır, kimininki şöhret, kimininki benliktir. Hâlbuki insanın gerçek secdesi, yalnız HAKK’adır. Dünya, maksadını unutan için put olur. Tarihten ve yaşayan hâtıralardan bilinir ki; bir insan bazen en karanlık hâlinden, en parlak nura doğabilir. İlâhî rahmet, insanın geçmişine değil istikâmetine bakar. Kur’ân buyurur: “Allah dilediğini hidayete erdirir.” (Bakara, 213) Bu hidayet, bazen bir duâya, bazen bir dokunuşa, bazen de bir kalbin sızısına bağlanır. Samimiyet varsa, dönüş mümkündür. Kızıldeniz, Hazreti Mûsâ’ya yol, Firavun’a mezar olmuştur. Aynı deniz, iki ayrı netice… Çünkü neticeyi belirleyen deniz değil, niyettir. Aynı hakîkat, cennet ve cehennem için de geçerlidir. Herkes, iç dünyasına uygun olanla karşılaşır. Pisliğe alışmış olan, temizden kaçar; temizliğe yönelmiş olan, pislikte duramaz. İnsan bedeninin kendisi de bir mâbeddir. Resûlullah ﷺ buyurur: “Mü’minin kalbi, Allah’ın nazargâhıdır.” Dil zikri bırakmadığında, insanın vücudu Kâbe hükmüne geçer. Çünkü Allah’a giden yol, insanın içinden geçer. Bir kan pıhtısından insan yaratılmasına şaşmayan akıl, sopanın ejderhaya dönüşmesine şaşırır. Hâlbuki ikisi de kudretin eseridir. Görülen mucizeye inanmak kolaydır; asıl olan, her an tekrar edilen mucizeyi fark edebilmektir. İnsan her nefeste yeniden yaratılmaktadır. Göz bebeğinin siyah oluşu, Hacerü’l-Esved’in siyahlığı, Mühr-i Nübüvvet’in rengi… Bunlar tesadüf değildir. Siyah, bütün renkleri içinde toplar. Allah, kuluyla kulunun gördüğü yerden bakar. Bu sebeple hakîkat bazen karanlık gibi görünür; fakat bütün nurlar onun içindedir. Ruh daraldığında, mekân daralır. Ayakkabı dar gelirse ova bile sıkıntı verir. Ruh genişlediğinde, zindan bile ferahlık olur. Uykuda ruhun serbest kalması, insana bunun küçük bir işaretidir. Hakîkat yolcusu, bu işaretleri okuyabilen kişidir. Bu sohbet; bilgi vermek için değil, hatırlatmak içindir. Çünkü hakîkat yeni değildir, unutulmuştur. Unutulanı hatırlayanlara ne mutlu. Allah en doğrusunu bilir.