У нас вы можете посмотреть бесплатно Yeşilçam’ın Gözde Dansözü ÖZCAN TEKGUL' ün Hikayesi... Mahkemenin Ahlaksız Olarak Suçladığı Kadın... или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
1955’de Caddebostan Plaj Güzeli Yarışması’nda birinci seçilince, bütün gözler ona çevrilmişti. Ortadan biraz uzun boylu, , gösterişli cazibeli ve delici bakışları olan bu kadın onu gören herkesin dikkatini çekiyordu zaten. Faruk Kenç'in yönettiği "Kaybolan Gençlik" filmiyle sinemaya başladı. Böylece 1950'lerde güzellik yarışmalarından sinemaya geçen Ayfer Feray, Leyla Sayar gibi onlarca sanatçının arasında o da katılmış oldu. Tekgül 1970'lerin başına kadar otuz dan fazla filmde oynadı. Bunların bazılarında oldukça önemli rollerdeydi. Bu filmlerde Fikret Hakan, Ayhan Işık, Vahi Öz, Fatma Girik ve Ajda Pekkan gibi dönemin starlarına karşı oynadı. Bu arada ilk mesleği dansözlüğü de bırakmadı. “Türk Lokumu unvanlı, nam-ı diğer Afet-i Devran” Özcan Tekgül, dünya turnesi adıyla çıktığı, 4,5 yıl süren uzun yolculuğunda Mısır, Lübnan, Irak’ta devlet adamlarının, şeyhlerin, sultanların, emirlerin karşısında danslarını, sanatını sergiler; Avrupa ülkelerini dolaşır, Amerika’ya New York’a gider. Gazino ve kulüplerde “Memleketin İftihar Ettiği Dansözler Kraliçesi” duyurularıyla yaptığı gösterileri kapalı gişe oluyor full çekiyordu. Ateş Dansı adını verdiği harika gösterisi 45 dakika sürüyor Seyircilerin aklını başından alıyor, gösterinin yapıldığı merkezlerin biletleri karaborsa da bile zor bulunuyordu. Dans etmesi, şarkı söylemesi, Allah vergisi doğal bir yetenekti. İlk kez, 1956’da ‘müstehcen fotoğraf çektirmek’ suçlamasıyla mahkemeye çıktı. Mahkeme koridorlarında basın toplantısı düzenledi: Yabancı striptizcilere izin verilirken, kendisine hak tanınmamasını protesto etti. Kararlı tutumu, ertesi gün çıkan sabah gazetelerinin birinci sayfalarını süslüyordu. Devletle, yasalarla, kurallarla başı bu tarihten sonra da çok kez derde girer, dışlanır, ötekileştirilir. Dans ettiği sahnelerin önünde, salonlarda polisler beklese de vazgeçmez yaptığı işten. “Dansını sergilediği her ilde ya polis tarafından gözaltına alınıyor, ya da ahlâk masasınca mahkemlerde süründürülürdü. Açıklığına, alabildiğince dobralığına rağmen, adı çirkin dedikodulara, skandallara karışmadı. Çalıştığı, dans ettiği kulüplerde içki içmezdi. Yakın çevresine göre, özel hayatında ‘muhafazakâr’ bile sayılabilirdi; evinde tek başına demlenirdi. Her Cuma günü türbeleri dolaşır, yatırlara adak adardı. 1957’de Gölbaşı Gazinosu’nun havuzunda boğulma tehlikesi atlattı. 1959’da Kartal’da trafik kazası geçirdi. 1962’de ise, Ayazpaşa’daki baba evinde az daha hava gazından zehirlenecekti. bu kazalardan kurtulabildiği için şükrediyor; fakir fukaraya sadaka dağıtıyordu. 1960’lı yıllar altın çağıydı: Günlük gazetelerde çarşaf çarşaf reklâmları-ilânları yayınlanıyordu. Turkuaz Gazinosu, Kristal Gazinosu, Klüp Mimi … gibi müesseseler, ‘Memleketin İftihar Ettiği Dansözler Kraliçesi’nin programını sunuyordu. Özcan Tekgül; bir yandan da beyaz perdede boy gösteriyordu. Yaşlı Gözler, Garipler Adası, Basmacı Güzeli, Kadifeden Kesesi, Hicran Yarası, Çoban Ali, Lokum Sultan, Şehir Yıldızları, Çadır Gülü, Kızıma Dokunma, Mukadderat, Meçhule Gidenler, Şöhret Budalası, Sokak Kızı, Şahane Gözler, … v.b. İsmi, afişlerde en üstlerde, Ayhan Işık, Fikret Hakan, Muzaffer Tema, Vahi Öz … gibi başrol oyuncularının hemen yanındaydı. Özcan Tekgül artık bir dünya starıydı ve hayranları, sanatı karşısında saygıyla eğiliyordu. Hep farklı olmak istediği için sürekli yenilikler peşinde koşardı. Bu nedenle yabancı dergilerde gördüğü fotoğrafları taklit ederek çıplak vücuduna desenler çizdirdi ve sahneye öyle çıktı. 1960'lar boyunca gazetelerde yer alan gazino ilanlarında hep onun adı ve görüntüsü yer aldı. Sürekli olarak dikkatleri üzerine çekmeye bayılırdı, bu nedenle 1950'lerde ve 1960'larda sık sık ölüm tehlikeleri atlattığına dair gazete haberleri çıkardı, bu yüzden trafik kazaları, hava gazı zehirlenmeleri ve boğulma tehlikesi türünden bu haberler hep inandırıcılıktan uzak olmuş bunların bir suikast olduğu düşünülmüştur. Gözünde para yoktu; hakkında yazılmış övücü bir haber, aldığı bir alkış, gülümseyen bir yüz, mutlu etmeye yetiyor da artıyordu. 1980’de, devlet tarafından bir kere daha hatırlandı. Bu defa, sahne ve gösteri dünyasındaki aşırılıkları için değil, hizmetleri için çağrılacaktı. ‘Devlet Sanatçısı’ unvanına layık görülmüştü; ödülünü ve beratını dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’in elinden alacaktı. #yeşilçam #film #dizi