У нас вы можете посмотреть бесплатно (52) 20.Mektup 10.Kelime Zeyl/2 | Kur’ân ve ehl-i iman, her işi doğrudan doğruya Allah'a verir. или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
(52) 20.Mektup 10.Kelime Zeyl/2 | Kur’ân ve ehl-i iman, her işi doğrudan doğruya Allah'a verir. Allah'a bağlanmaktaki kolaylık. Mahlukat bir elden idare edilse ne olur? Kanun ve Namus nedir? 51 Kainatı BİR ZATIN idare etmesi KOLAYLIK MIDIR? Av. Ali KURT • (51) 20.Mektup 10.Kelime Zeyl/1 | Vahdette... 41 ALLAH (cc), Kainat, İnsan, Hamd ve Şükür arasındaki HAKİKAT Av. Ali KURT • (41) 20.Mektup 5.Kelime | Ezelden ebede, k... 34 Büyük Velilerin BAHSETTİKLERİ ACAİBLERİN izahı nedir? Av. Ali KURT • (34) 18.Mektup/1 | Büyük velilerin bahsett... Üçüncü Temsîl: Meselâ iki arkadaş var. Hiç görmedikleri bir memleketin ahvâline dâir istatistikli bir nevi‘ coğrafya yazmak istiyorlar. Birisi, o memleketin padişahına intisâb edip telgraf ve telefon dâiresine girer. On paralık bir tel ile kendi telefon makinesini devletin teline rabt eder. Her yer ile görüşür, muhâbere eder, ma‘lûmât alır. Gayet muntazam ve mükemmel bir coğrafya istatistiğine âit san‘atkârâne bir eser yapar. Öteki arkadaş ise, ya elli sene mütemâdiyen gezecek ve müşkilâtla heryeri görüp her hâdiseyi işitecek; veyahud milyonlarla lirayı sarf edip devletin telgraf ve telefon temdîdâtı kadar ve padişah gibi telgraf ve telefonlara sâhib olacak. Tâ evvelki arkadaşı gibi o mükemmel eseri yapsın. Öyle de وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْأَعْلٰي eğer hadsiz eşyâ ve mahlûkāt Vâhid-i Ehad’e verilse, o vakit, o irtibât ile her şey birer mazhar olur. O Şems-i Ezelî’nin tecellîsine mazhariyetle, kavânîn-i hikmetine ve desâtîr-i ilmiyesine ve nevâmîs-i kudretine irtibât peydâ eder. O vakit, havl ve kuvvet-i İlâhiye ile her şeyi görür bir gözü ve her yere bakar bir yüzü ve her işe geçer bir sözü hükmünde bir cilve-i Rabbâniyeye mazhar olur. Eğer o intisâb kesilse, o şey bütün eşyâdan dahi inkıtâ‘ eder. Cirmi kadar bir küçüklüğe sığışır. O halde bir ulûhiyet-i mutlaka sâhibi olmalı ki, evvelki vaz‘iyette gördüğü işleri görebilsin. Elhâsıl: Vahdet ve îmân yolunda, vücûb derecesinde bir suhûlet ve kolaylık var. Şirk ve esbâb yolunda, imtinâ‘ derecesinde müşkilât ve suûbet var. Çünki bir vâhid, külfetsiz olarak kesîr eşyâya bir vaz‘iyet verir. Ve bir neticeyi istihsâl eder. Eğer o vaz‘iyeti almayı ve o neticeyi istihsâl etmeyi, o eşyâ-yı kesîreye havâle edilse; o vakit pek çok külfetle ve pek çok hareketlerle ancak o vaz‘iyet alınır ve o netice istihsâl edilir. Meselâ, Üçüncü Mektub’da denildiği gibi, semâvât meydanında, şems ve kamer kumandası altında yıldızlar ordusunu harekete getirmekle, her gece ve her sene şa‘şaalı tesbîhkârâne bir seyerân ve cereyân vermek demek olan câzibedâr, sevimli vaz‘iyet-i semâviye ve mevsimlerin değişmesi gibi büyük maslahatların vücûd bulması demek olan o ulvî ve hikmetli netice-i arziye, eğer vahdete verilse, o Sultân-ı Ezel kolayca küre-i arz gibi bir neferi, o vaz‘iyet ve o netice için ecrâm-ı ulviyeye kumandan ta‘yîn eder. O vakit, arz emir aldıktan sonra me’muriyet neş’esinden mevlevî gibi zikir ve semâa kalkar. Az bir masrafla o güzel vaz‘iyet hâsıl olur. O mühim netice vücûd bulur. Eğer arza, “Sen dur, karışma!” denilse, o netice ve o vaz‘iyetin istihsâli de semâvâta havâle edilse; ve vahdetten kesrete ve şirke gidilse, hergün ve her sene binler derece küre-i arzdan büyük olan milyonlar adedince yıldızlar hareket etmek, milyarlar sene mesâfeyi yirmi dört saatte ve bir senede kestirmek lâzımdır. Netice-i Merâm: Kur’ân ve ehl-i îmân, hadsiz masnûâtı bir Sâni‘-i Vâhid’e verir. Doğrudan doğruya her işi ona isnâd eder. Vücûb derecesinde suhûletli bir yolda gider, sevk eder. Ve ehl-i şirk ve tuğyân, bir masnû‘-u vâhidi hadsiz esbâba isnâd ederek imtinâ‘ derecesinde suûbetli bir yolda gider. Şu halde, Kur’ân yolunda bütün masnûâtla, dalâlet yolunda bir masnû‘-u vâhid beraberdirler. Hatta belki bütün eşyânın vâhidden sudûru, bir vâhidin hadsiz eşyâdan sudûrundan çok derece eshel ve kolaydır. Nasıl ki bir zâbit, bin neferin tedbîrini bir nefer gibi kolay yapar. Ve bir neferin tedbîri bin zâbite havâle edilse, bin nefer kadar müşkilâtlı olur. Keşmekeşe sebebiyet verir. İşte şu hakîkati, şu âyet-i azîme, ehl-i şirkin başına vuruyor, dağıtıyor.