У нас вы можете посмотреть бесплатно Güz ve Göç (Yalnız Sen)|Anadolu Rock psychedelic или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Sina-i çöle varmak yolculuk gerektirir, geçmek ise aşk.. böyle söyledi derviş ve devam etti; kendi içindeki ıssızlığa yolculuk yapamayanlar çöle varmak şöyle dursun onu bulamazlar bile... Göç'e hazır olamalıyız ve her nereye olursa olsun ,ne zaman olursa olsun göç hep içre olmalı.. *Yine erken başlanan bir yolculuk ve yine güz.. Bense geceden yürürüm hep ama asıl göç ufkun bağrında başlar .Bu defa ,şafak gökyüzünün bağrında bir yara gibi açılırken yola koyuldum. Güneş, bulutların ağır yükü altında ezilmiş, dünyaya ışık değil de sanki solgun bir keder dağıtıyordu. Toprak ıslaktı; dünkü yağmurdan değil, sanki gecenin tuttuğu yastan arda kalan yaşlarla nemlenmişti. _ Ayaklarımın altında can veren her kuru yaprak, ormanın derinliklerine doğru yankılanan cılız birer feryattı. Yürüdükçe arkamda sadece izlerimi değil, geç kalmış pişmanlıklarımı da bırakıyordum. Rüzgar, ağaçların çıplak dalları arasından geçerken hüzünlü bir ney taksimi gibi inliyordu. Her adımda biraz daha ağırlaşan bu sessizlik, aslında doğanın kendi içine çekilişinin, o büyük "vazgeçişin" resmiydi. _ Ufuk çizgisi, bir belirsizlik denizi gibi pusluydu. Ağaçlar ,sisi omuzlarına bir kefen gibi dolamış, rüzgarın her esişinde biraz daha boynunu büküyordu. Gün doğuyordu evet; ama bu uyanış, bir dirilişten çok, sona yaklaşan bir ömrün son kez gözlerini aralamasına benziyordu. Işık, ağaçların arasından süzülürken altın rengi değil, paslı bir metal gibi donuk ve soğuktu. *Şimdi durup nefes alıyorum ve etrafı seyrediyorum. Gözlerim yorgun ve dağlarda ... "İnsan, en çok bir sonbahar sabahı anlıyor; yolların sonu her zaman bir kapıya çıkmıyor, bazen sadece sonsuz bir gurbete açılıyor." _ Hava; çürümüş yaprak, nemli toprak ve uzaklarda yanan bir ocağın isli kokusuyla doluydu. Bu koku, gitmek zorunda olanların arkasında bıraktığı o buruk kokuydu. Durdum ve soludum. Ciğerlerime dolan bu serinlik, kalbimdeki o eski sızıyı uyandırdı. Yürümek, bu sabahta sadece bir yere varmak değil, kendinden kaçmaya çalışırken yine kendine yakalanmaktı. Güneş nihayet yükseldiğinde, gölgem önümde upuzun ve benden daha yorgun duruyordu. Anladım ki; bu mevsimde her yürüyüş, aslında insanın kendi içindeki o ıssız bahçeye yaptığı sessiz bir ziyarettir. öyleyse son söz Divan'dan olsun ; "Gülşen-i ömrün hazânı vaktidir, her berg-i zerd, Bir hazîn nâmedir kim, rüzgâr eyler sebîl." -(ne kadar da ağır değil mi? işte göç böyledir-) |Muhammed Ali akkuş| dua ile...