У нас вы можете посмотреть бесплатно Yunan Subayı Komutanı 'TUZAK VAR' Diye UYARDI — 12 Saat Sonra 45.000 Asker Kuşatıldı или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Yunan Subayı Komutanı 'TUZAK VAR' Diye UYARDI — 12 Saat Sonra 45.000 Asker Kuşatıldı Yirmi sekiz Ağustos bin dokuz yüz yirmi iki. Afyonkarahisar yakınları. Yunan ordugahı. Akşam. Binbaşı Nikos Dimitriou çadırında oturuyordu. Ellisinde. Saçları griydi. Yirmi yıl askerdi. Balkan Savaşları'nda savaşmıştı. Birinci Dünya Savaşı'nda savaşmıştı. Tecrübeliydi. Ama şimdi... şimdi endişeliydi. Masadaki haritaya bakıyordu. Afyonkarahisar'dan İzmir'e olan yol. Kırmızı kalemle çizilmişti. Komutan Trikoupis'in planı. Harekât yarın sabah başlayacaktı. Kırk beş bin asker. Yüzlerce kamyon. Toplar. Cephane. Hepsi geri çekilecekti. İzmir'e. Gemilere. Yunanistan'a. Ama Nikos haritadaki bir noktaya bakıyordu. Dumlupınar. Dar bir vadi. İki dağ arasında geçiyordu yol. Parmağını oraya koydu. İz sürdü. "Buradan... buradan geçersek..." mırıldandı. Çadırın kapısı açıldı. Üsteğmen Alexandros Papadopoulos girdi. Yirmi sekiz yaşında. Genç. Enerjik. "Binbaşı, toplantı bitti. Komutan yarın sabah saat altıda hareket emri verdi." Nikos başını kaldırmadı. "Alexandros, gel buraya. Bir şeye bak." Alexandros yaklaştı. Haritaya baktı. "Ne var?" "Şu." Nikos işaret etti Dumlupınar'ı. "Bak. İki dağ var. Ortada dar vadi. Biz kırk beş bin kişiyiz. Kamyonlar. Toplar. Hepsi o dar vadiden geçecek." "Evet. En kısa yol. Komutan dedi." "En kısa ama... en tehlikeli." Nikos ayağa kalktı. Pencereye yürüdü. Dışarı baktı. Karanlıktı. Yıldızlar parlıyordu. "Alexandros, sen askerlik okulunda ne öğrendin?" "Birçok şey Binbaşı." "Taktik? Strateji?" "Evet." "Peki... dar bir vadiden geçerken en büyük tehlike ne?" Alexandros düşündü. Sonra anladı. "Kuşatma. Dağlardan saldırı." "Tam olarak." Nikos döndü. "Eğer düşman o dağlara top yerleştirirse... biz vadide sıkışırsak... katliam olur." Alexandros güldü. Hafif. "Binbaşı, sen çok endişelisin. Türkler bizi takip bile edemez. Biz gece hareket ediyoruz. Sabah Dumlupınar'ı geçeriz. Onlar anlamadan İzmir'de oluruz." "Umarım haklısındır." Nikos masaya döndü. Oturdu. "Ama ben... ben rahat değilim." "Yorgunsun Binbaşı. Üç aydır savaşıyoruz. Hepimiz yorgunuz. Ama bitti. Yarın İzmir'e gidiyoruz. Gemi bizi alacak. Yunanistan'a döneceğiz." Nikos başını salladı. Ama gözleri haritadaydı. Dumlupınar. O dar vadi. Aynı gece. Saat on. On beş kilometre uzakta. Türk karargahı. Mustafa Kemal Paşa masasında duruyordu. Otuz dokuz yaşındaydı. Yorgundu. Üç yıl savaşmıştı. Ama gözlerinde ateş vardı. Haritaya bakıyordu. Aynı harita. Aynı vadi. Ama farklı bakış açısı. İsmet Paşa içeri girdi. "Paşam, istihbarat kesin. Yunan ordusu yarın sabah hareket ediyor." "Nereye?" "İzmir'e. Geri çekiliyorlar." Mustafa Kemal gülümsedi. "Hangi yoldan?" İsmet parmağını haritaya koydu. "Dumlupınar üzerinden. En kısa yol." Mustafa Kemal ayağa kalktı. Yürüdü. İleri geri. Sonra durdu. "İsmet, bilir misin... bazen düşman kendini yener." "Nasıl Paşam?" "Acele ederek. Kısa yol seçerek. Düşünmeden." Mustafa Kemal haritaya döndü. "Bak şu Dumlupınar'a. Dar vadi. İki dağ. Mükemmel tuzak yeri." İsmet yaklaştı. Baktı. Anladı. "Paşam... kuşatma mı?" "Evet. Onlar vadiye girdiğinde... iki yanı kapatacağız. Toplarımızı dağlara yerleştireceğiz. Ve... ve onlar sıkışacak." "Ama Paşam... ne kadar vaktimiz var? Sabaha kadar topları yerleştirmek... zor." "Zor ama imkansız değil." Mustafa Kemal İsmet'e baktı. "Hemen emir ver. Topçu birlikleri gece yürüyüşüne çıksın. Sabaha kadar Dumlupınar'ın tepelerine yerleşsinler. Sessizce. Kimse görmesin." İsmet tereddüt etti. "Paşam... eğer fark ederlerse? Eğer planı değiştirirlerse?" "Değiştirmezler." Mustafa Kemal emindi. "Çünkü Trikoupis... Trikoupis kibirli. Bizi küçümsüyor. 'Türkler bizi takip edemez' diyor. 'Biz hızlıyız' diyor. O en kısa yolu seçecek. Çünkü düşünmüyor. Sadece kaçıyor." İsmet başını salladı. "Anlaşıldı Paşam. Hemen harekete geçiriyorum." Yirmi dokuz Ağustos. Sabah saat beş. Yunan ordugahı. Binbaşı Nikos uyumamıştı. Gece boyunca haritaya bakmıştı. Düşünmüştü. Endişelenmişti. Şafak söküyordu. Ordugah hareketleniyordu. Askerler kalkıyordu. Çadırlar toplanıyordu. Kamyonlar çalışıyordu. Nikos dışarı çıktı. Sabah havası soğuktu. Derin nefes aldı. Etrafına baktı. Kırk beş bin asker. Hepsi hazırlanıyordu. Yüzler yorgundu ama umutluydu. "İzmir'e gidiyoruz. Eve gidiyoruz." Alexandros yanına geldi. "Günaydın Binbaşı. Hazır mısın?" "Hazır." Nikos arabaya yürüdü. Ama durdu. Döndü. Baktı doğuya. Tepelere. Dağlara. "Alexandros, bir soru." "Buyur." "Keşif ekiplerimiz o dağları kontrol etti mi?" "Hangi dağları?" "Dumlupınar'ın iki yanındaki tepeleri. Türkler orada olabilir mi?" Alexandros güldü. "Binbaşı, Türkler geride. Çok geride. Bizim hızımızı tutamazlar. Rahat ol." "Umarım." Nikos arabaya bindi.