У нас вы можете посмотреть бесплатно Madam Anahit - Hatırla Sevgili или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Madam’ ın ölümüyle Beyoğlu’nda bir dönem kapanmıştır. Aslında Madam Anahit ’in son günleri Beyoğlu’nun bir anlamda yüz değiştirmesi, biçim değiştirmesiyle açıklanabilir. Beyoğlu artık eski Beyoğlu değil. Kaldırımları, binalarının değişen cephesi, sokaklarıyla geçmişini özlemle hatırlayan, ölümünü bekleyen yaşlı bir insan gibi Beyoğlu.. “Kollarıyla size sarılan, tutunan bir bebek gibidir. Anlatacak çok şeyi vardır ama konuşmayı bilmez; sadece derin derin nefes alır yüreğinizin üzerinde… Körüğünü her çekişinizde kendi iç çekişlerinizi anımsarsınız, hiç konuşmadan saatlerce sadece müziği paylaşırsınız…” diye anlatmışlar bu tanrısal sesli çalgıyı, akordeonu. Neşe, hüzün ve coşkunun sesi de demişler akordeonun sesine. MADAM ANAHİT’ İN ANISINA (1926/ 2003) HATIRLA MARGARİT FON MÜZİĞİYLE.. Beyoğlu’ nda uzun yıllar çaldığı, yoldaşı-sırdaşı kabul ettiği akordeonuyla adı özdeşleşen; 77 yıl “neşe, hüzün ve coşkuyla” yüklü bir hayat yaşayan Madam Anahit bu dünyadan gideli 13 yıl olmuş. “Birileri yazmalı. Hakkında bir şey yazılmadan kimse bu dünyadan göçüp gitmemeli” yazmış ya Bitlisli William Saroyan, çok şey yazıldı Madam’a da dair. Ben de onun için yazılanlardan ve kendi tanıklıklarımdan bir derleme yapmaya çalıştım. “Anahit Yulanda Varan”. Çiçek Pasajı’ nın yakasındaki gülle, dudaklarına bol gelen o kırmızı rujla, kocaman gözlükleriyle, tizlerde kısalıveren o buruk sesiyle, tiril tiril elbiseleriyle en çok da akordeonuyla unutulmaz simgesi; Beyoğlu sokak müzisyenlerinin atası, yaratıcısı… Beyoğlu’nda bilinen adıyla “akordeoncu kadın” Madam Anahit 1926’da Talimhane’de eski Niagora Manavı’nın karşısındaki evde dünyaya gelmiş. Ermeni cemaatinin tanınan bir ailesinden geliyor, annesinin babası hazine-i hazıra’da müfettiş, kardeşi genç yaşta intihar etmiş bir din adamı, Vosge Apeğa; öyle vaazlar verirmiş ki kiliseden çıt çıkmaz, söyledikleri günlerce konuşulurmuş evlerde. 1953 de alkolden (!) vefat etmiş. Liseyi ermeni Katolik Anaratoğutyun’ da bitirmiş yani şimdiki İstanbul Sanat Merkezi, en çok şapelini severmiş okulun. Yazları sıkça gittiği büyük adada bir gün Rum komşularının oğlu Yorgo’ya âşık olmuş. Yorgo akordeon çalıyor… Annesi ısrarlarına dayanamayıp Anahit’e akordeon almış 1944’ de. Yüksek kaldırımın zamanın ünlü dükkânı Papa Jorj’dan 170 liraya. İlk heyecanla Saint Antuan’a dua etmeye gitmişler ana-kız; akordeon kucağında… O günden ölümüne 77 yaşına kadar hiç kucağından inmedi akordeonu… 29 Ağustos 2013 Pazartesi günü 77 yaşında mide kanseri ve kalp yetmezliği nedeniyle uzun yıllar yaşadığı Beyoğlu’ da hayata veda etti… Piyano tutkunu olan annesinin izinden yürüyen Madam Anahit 16 yaşındayken Ermeni Eseyan Lisesi ikinci sınıfındayken, okul korosuna katılarak, yaşamının son anına kadar müzikle olan tutkulu yolculuğuna başladı. Liseden mezun olunca, akordeon çalan bir Rum’a âşık olmasıyla ilgi duyduğu bu enstrümana sarılarak ölene dek bırakmadı. Eşinin ölümünden sonra, iki çocuğuna bakmak amacıyla düğün, davet vb. topluluklarda ekmek parası kazanmak için akordeon çalmaya başladı. Madam Anahit; ölümüne yol açan mide kanseri hastalığındayken bile ara sıra da olsa Nevizade’ye 50 yıldır yaptığı gibi akordeon çalmaya gidermiş. Beyoğlu’nun değişen çehresi, değişen müzik anlayışı ile beraber artık masalara çağrılmasa da; esnaf Madam Anahit’e pekiyi davranmasa da; darbuka sesleri arasında, o kaba gürültülerin, hoyrat seslerin arasında duyulmasa, görülmese de son anına kadar akordeonuyla Çiçek Pasajı’ nın göğe açılan tavanında akordeonunun sesi yankılanmış madamın. Cenazesinde de otuz kişi varmış sadece! “Herkes beni akordeoncu kadın diye bilir. Ben Madam Anahit. Aşağı yukarı 40 yıldır Çiçek Pasajı’nda akordeon çalarım. Arada bir otellere, düğünlere çağırırlarsa giderim. Doğma büyüme İstanbulluyum. Taksim’de 1926 yılında doğdum. Şimdi de bildiğiniz gibi Tarlabaşı’ nda oturuyorum. Yazları Heybeli Ada’da kalırdık. Orada bir çocuk vardı; Yorgo. Güzel akordeon çalardı, ondan özendim o tarihlerde. Yani 1943 yılıydı sanırım. Yüksek Kaldırım’da Papa Yorgi isminde biri vardı, müzik aleti, nota, vs. satardı. Ondan Hohner marka, kullanılmış, beyaz renkli bir akordeon aldık. Fiyatı 170 liraydı. Çok heyecanlanmıştım, hemen St. Antoin’ a gidip adak yaptım, mum diktim. St. Antoine güzel evliyadır. İlk kocam çok değerli bir müzisyendi. Nora idi adı. Akordeon, kontrbas, piyano çalardı. Samsun, Ankara gemilerinde çaldı uzun bir süre. Büyükdere’de Beyaz Park’ta çaldı. O zamanlar Zehra Bilir vardı, ne günlerdi… İlk kocamla 17 sene evli kaldım. Çok sinirliydi, her şeyime karışırdı; yok küpe takma, yok şunu giyme… Baktım olmuyor, boşadım onu. Sonra ‘Solak Hüseyin’ diye bir müzisyen vardı. O da iyiydi, onunla evli kaldım bir süre. Onu da boşadım, tekrar evlendim, yine olmadı. Dördüncü kez yine ilk kocama döndüm. E ‘boşandığına varma’ derler ama n’apıcaksın, o da öldü. Çok içerdi, bilirsiniz müzisyenler nasıl içer. Şimdi bir talibim var. Kim biliyor musunuz? Fahrettin Aslan’ın şoförü. 15 yıldır severmiş beni. N’apalım, kısmet artık.