У нас вы можете посмотреть бесплатно (108) 29.Mektup 4.Kısım | 2806 adet Lafzullah'ın sureler ve sayfalar cihetiyle tevafuku. или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
108 Mektubat Okumaları 29. mektup, 3. Risale olan 3. Kısım (devam) Sayfa 291, 292, 293 (Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha) Tevafuklu Kur'an'ın yazılma süreci. Kur'andaki tevafuk numuneleri. MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT • MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT İhtâr: Lafz-ı Resûldeki nükte-i azîmenin beyanında yüz altmış âyet yazıldı. İşbu âyetlerin hâsiyeti pek azîm olmakla beraber, ma‘nâ cihetiyle birbirini isbat ve tekmîl ettiğinden çok ma‘nîdâr olduğu için, muhtelif âyâtı hıfzetmek veya okumak arzusunda bulunanlara bir hizb-i Kur’ânî olduğu gibi, Kur’ân kelimesindeki nükte-i azîmenin beyanında altmış dokuz âyât-ı azîmenin derece-i belâgati pek fevkalâde ve kuvvet-i cezâleti pek ulvîdir. Bu da ikinci bir hizb-i Kur’ânî olarak ihvâna tavsiye edilir. Yalnız ‘Kur’ân’ kelimesi yedi silsile-i Kur’ân’da mevcûd olup, umum o kelimeyi tutmuş. Hâriç iki kalmış. O iki de kırâat ma‘nâsında olduğundan, o hurûc nükteye kuvvet vermiştir. Resûl lafzı ise, o kelime ile en ziyâde münâsebetdâr sûreler içinde Sûre-i Muhammed ile Sûre-i Fetih olduğundan, o iki sûreden çıkan silsilelere hasrettiğimizden, hâriç kalan Resûl lafzı, şimdilik derc edilmemiştir. Vakit müsâade etse, bundaki esrâr yazılacaktır inşâallâh. Üçüncü Nükte: Dört Nükte’dir. Birinci Nükte: Lafzullâh, mecmû‘-u Kur’ân’da iki bin sekiz yüz altı def‘a zikredilmiştir.بِسْمِ اللّٰهِ ’dakilerle beraber lafz-ı Rahmân yüz elli dokuz def‘a, lafz-ı Rahîm iki yüz yirmi, lafz-ı Gafûr altmış bir, lafz-ı Rab sekiz yüz kırk altı, lafz-ı Hakîm seksen altı, lafz-ı Alîm yüz yirmi altı, lafz-ı Kadîr otuz bir, لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ’dekiHüve yirmi altı def‘a zikredilmiştir. (Hâşiye) Lafzullâh adedinde çok esrâr ve nükteler var. Ezcümle, lafzullâh ve Rabb’den sonra en ziyâde zikredilen Rahmân, Rahîm, Gafûr ve Hakîm ile beraber, lafzullâh Kur’ân âyetlerinin nısfıdır. Hem lafzullâh ve Allah lafzı yerinde zikredilen lafz-ı Rab ile beraber, yine nısfıdır. Çendân Rab lafzı sekiz yüz kırk altı def‘a zikiredilmiş. Fakat dikkat edilse, beş yüz küsûrü Allah lafzı yerinde zikredilmiş. İki yüz küsûrü öyle değildir. Hem Allah, Rahmân, Rahîm, Alîm ve لَآ اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ’daki Hüve adediyle beraber yine nısfıdır. Fark yalnız dörttür. Ve Hüve yerinde Kadîr ile beraber, yine mecmû‘-u âyâtın nısfıdır. Fark dokuzdur. Lafz-ı Celâlin mecmûundaki nükteler çoktur. Yalnız şimdilik bu nükte ile iktifâ ediyoruz. Hâşiye: Kur’ân’daki âyâtın mecmû‘-u adedi altı bin altı yüz altmış altı olması ve şu geçen seksen dokuzuncu sahîfede mezkûr esmâ-yı hüsnânın adedi altı rakamıyla alâkadâr bulunması, ehemmiyetli bir sırra işaret ediyor. Şimdilik mühmel kaldı. _________________________________ SAYFA 292 İkinci Nükte: Sûreler i‘tibâriyledir. Onun dahi çok nükteleri var. Bir intizâm, bir kasıd ve bir irâdeyi gösterir bir tarzda tevâfukātı vardır. Sûretü'l-Bakara'da âyâtın adediyle lafz-ı Celâlin adedi birdir. Fark dörttür ki, Allah lafzı yerinde dört Hüve lafzı var. Meselâ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَ ’daki Hüve gibi. Onunla muvâfakat tamam olur. Âl-i İmrân’da yine âyâtıyla lafz-ı Celâl tevâfuktadır, müsâvîdirler. Yalnız lafz-ı Celâl iki yüz dokuzdur, âyet iki yüzdür. Fark dokuzdur. Böyle meziyât-ı kelâmiyede ve belâgat nüktelerinde küçük farklar zarar vermez. Takrîbî tevâfukāt kâfîdir. Sûre-i Nisâ, Mâide, En‘âm üçünün mecmû‘-u âyetleri mecmûundaki lafz-ı Celâlin adedine tevâfuktadır. Âyetlerin adedi dört yüz altmış dört, lafz-ı Celâlin adedi dört yüz altmış bir, بِسْمِ اللّٰهِ ’daki Lafzullâh ile beraber tam tevâfuktadır. Hem meselâ baştaki beş sûrenin lafz-ı Celâl adedi, Sûre-i A‘râf, Enfâl, Tevbe, Yunus, Hûd’daki lafz-ı Celâl adedin SAYFA 293 Ben kendi nüsha-i Kur’âniyemde bu tevâfuku tedkîk ettim. Ekseriyetle gayet güzel bir nisbet-i adediye ile bir tevâfuk gördüm. Nüshama da işaretler koydum. Çok def‘a müsâvî olur. Bazen nısıf veyahud sülüs oluyor. Bir hikmet ve intizâmı ihsâs eden bir vaz‘iyeti vardır. Dördüncü Nüktesi: Sahîfe-i vâhiddeki tevâfukāttır. Kardeşlerimle üç dört ayrı ayrı nüshaları mukābele ettik. Umumunda tevâfukāt, matlûb olduğuna kanâatimiz geldi. Yalnız matbaa müstensihleri başka maksadları ta‘kîb ettiklerinden, bir derece tevâfukātta intizâmsızlık düşmüş. Tanzîm edilse, pek nâdir istisnâ ile mecmû‘-u Kur’ân’da iki bin sekiz yüz altı lafz-ı Celâlin adedinde tevâfukāt görünecektir. Ve bunda bir şu‘le-i i‘câz parlıyor. Çünki fikr-i beşer, bu pek geniş sahîfeyi ihâta edemez ve karışamaz. Tesâdüfün ise, bu ma‘nîdâr ve hikmetdâr vaz‘iyete eli ulaşamaz. ..... اَللّٰهُمَّ يَا مُنْزِلَ الْقُرْاٰنِ بِحَقِّ الْقُرْاٰنِ فَهِّمْنَآ اَسْرَارَ الْقُرْاٰنِ مَادَارَ الْقَمَرَانِ وَ صَلِّ وَ سَلِّمْ عَلٰي مَنْ اَنْزَلْتَ عَلَيْهِ الْقُرْاٰنَ وَ عَلٰٓي اٰلِه۪ وَ صَحْبِه۪ٓ اَجْمَع۪ينَ اٰم۪ينَ