У нас вы можете посмотреть бесплатно Siyaset Felsefesi 5: Rawls'un Dağıtıcı Adaleti или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Siyaset Felsefesi 5: Rawls'un Dağıtıcı Adaleti Brennan: Mülkiyetten bahsettiğimizde mülkiyet haklarının çok önemli olduğu gayet açıktır fakat adaletten bahsettiğimizde birçok insanın şikayetçi olduğu meselelerden biri de kimi insanlar çok fazla şeye sahipken kiminin çok az şeye sahip olduğu gerçeğidir. Şimdi Küresel Zengin Listesi adında bir web sitesi var. Sisteme gelirinizi veya toplam malvarlığınızı girince size dünyadaki diğer insanlara nazaran ne kadar zengin olduğunuzu söylüyor. Bir sürü Amerikalı, en zengin %1’den şikayetçi ama hemen hemen her Amerikalı da küresel %1’in içinde. Yılda sadece 37 bin $ kazanmak, yaşayan en zengin %1’in içinde yer almak için yeterli. Peki bu adil mi? Yoksa bu bir problem mi? Bunu düzeltmeli miyiz? Eğer öyleyse bunu düzeltecek olan “biz” tam olarak kim veya kimler? Birçok insan, mülkiyetten bahsedildiğinde ve zenginlik ile gelir dağılımındaki büyük eşitsizliğe bakıldığında bunun düzeltilmesi gereken bir problem olduğunu düşünüyor. Peki bunun hakkında biz ne düşünüyoruz? Şimdi size John Rawls ve onun dağıtıcı adalet hakkındaki düşünce tarzından bahsedeceğim. O, daha önce bizim de konuştuğumuz gibi bir takım kurumların yaşamımıza yön verdiğine dikkat çekerek başlar. Tekrar etmek gerekirse kurumlar, birlikte yaşamamızı şekillendiren oyunun kurallarıdır. Bu kurumlardan biri de özel mülkiyettir. Bu kurumlar, hayatımızın gidişatını etkiler. Bazı kurumlar bazı yaşamları diğerlerine göre avantajlı kılar. Burada şunu belirtmeliyiz ki kurumlar şu an yaşadığınız hayatı belirleyen tek unsur değildir, fakat çeşitli şekillerde onu etkiler. Orta Çağ İngilteresi’nin kurumlarıyla yaşıyor olsaydık, savaşta iyi olanlar yüksek statüye ve daha iyi yaşam koşullarına sahip olurdu. Günümüz ABD’si kurumlarına göre yaşıyoruz ve IQ’su yüksek olanlar daha iyi bir yaşam sürüyor. Sonuç olarak kurumlar, bazı insanlara ayrıcalık veriyor. Rawls, eşitliğin temel olduğunu ve yapılan her şeyin eşitlik üzerinden gerekçelendirilmesi gerektiğini varsayıyor. Bu yüzden ilke olarak, hepimizi kabaca eşitleyen kurumları seçmeliyiz, ancak bundan sonra eğer iyi bir nedenimiz varsa bu eşitlikten biraz sapabiliriz. Bunu açıklamak için pasta analojisini kullanabiliriz. Farz edelim ki ormanda birlikte yürüş yaparken bir pasta bulduk ve onu yemek istiyoruz. Gerçekte, eğer ormanda pasta bulsaydık yemezdik, ama bulduk ve onu mideye indirmek istiyoruz diyelim. Akla gelen ilk düşünce, pastayı nasıl bölüşeceğimizdir. Herkes eşit dilim mi alacak? Sonuçta kimsenin önceden pasta üzerinde bir hak iddiası yok; pastayı kimse yapmadı, o orada öylece duruyordu. Herkese eşit dilim verirsek herkes mutlu olacak ve kimse şikayet etmeyecek ama belki de eşit bölüşmemek için bazı gerekçeler vardır. Eşitsizliği gerekçelendiren temel argümanlardan biri, bazı insanların diğerlerinden daha fazla hak etmesidir; daha çok çalışırlar, daha değerlidirler. Rawls bu konuda çok şüpheci, çünkü bir şeyi hak edip hak etmemenin sonuç olarak şansa bağlı olduğunu düşünüyor. Kendisinin de diyeceği gibi, Rawls Baltimore’da üst orta-sınıftan ayrıcalıklı bir ailede doğdu ve oldukça iyi bir hayat yaşadı. Ailesinin onu prestijli bir okula gönderecek durumu vardı, bu sayede Princeton'da okudu ve en sonunda da Harvard'da profesör oldu. Gerçekten iyi bir iş çıkardı. Fakat bunda şanslı bir ailede doğmasının kısmen etkisi vardı. Daha yoksul bir ailede doğmuş olsaydı büyük ihtimalle bunları başaramazdı. Onu yanlış yönlendirecek bir ailede doğmuş olsaydı da büyük ihtimalle başarılı olamayacaktı. Dolayısıyla öyle görünüyor ki ailenin çocuğu yetiştirme tarzı onun ileride iyi bir durumda olup olmayacağını etkiliyor, siz bunu hak etmek için bir şey yapmıyorsunuz. Doğmadan önce ruhunuz bedeninize girmeden size bir erdem testi yapıp da "Bu testte iyi yaparsan zengin bir aileye, kötü yaparsan da fakir bir aileye gideceksin” diyen kimse de yok. Sadece şanstan ibaret. Fakat insanlar diyor ki, "Peki ama Rawls, ya çok çalışmayı ve sorumluluk duygusuyla gelecek hakkında düşünmeyi tercih etmek hakkında ne diyorsun?" Öte yandan Rawls ise çok şüpheci. Diyor ki "Eh, bu da yine şansla alakalı çünkü sorumluluk bilincine sahip olmanız veya olmamanız ya genlerinizle ya aile terbiyenizle ya da size örnek gösterilen insan sermayesiyle alakalı bir durum. Yani sizi başarılı veya başarısız yaptığını düşündüğünüz faktörler ne olursa olsun, bu tamamen bir şans meselesi. Bu yüzden, insanların bir şeyi hak edip etmediklerini söylemek hakkında epey şüpheci. Bu da günün sonunda onun bir eşitlikçi olmadığı anlamına geliyor. O, eşitliği sonraki farklılıkların temellendirildiği bir başlangıç noktası olarak görüyor. Eşitsizliklerin bu şekilde gerekçelendirilebileceğini düşünüyor. ... Konuşmacı: Jason Brennan, Georgetown Üniversitesi Kaynak: libertarianism.org Çeviren: Asım Kaya Redaksiyon: Seçkin Sosyal