У нас вы можете посмотреть бесплатно 24 Altın - Kısa Film или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Malayani şeylerden ziyade böyle faydalı paylaşımların devam etmesi için ve daha geniş kitlelere ulaşabilmemiz için beğenelim yorum yapalım paylaşalım inşallah 4. Söz Namaz, ne kadar kıymetdâr ve mühim, hem ne kadar ucuz ve az bir masraf ile kazanılır; hem namazsız adam, ne kadar divâne ve zararlı olduğunu, iki kere iki dört eder derecesinde kat'î anlamak istersen, şu temsîlî hikâyeciğe bak, gör... Bir zaman bir büyük hâkim, iki hizmetkârını –her birisine yirmidört altın verip– iki ay uzaklıkta has ve güzel bir çiftliğine ikamet etmek için gönderiyor. Ve onlara emreder ki: "Şu para ile yol ve bilet masrafı yapınız. Hem oradaki meskeninize lâzım bâzı şeyleri mübâyaa ediniz. Bir günlük mesafede bir istasyon vardır. Hem araba, hem gemi, hem şimendifer, hem tayyare bulunur. Sermayeye göre binilir." İki hizmetkâr, ders aldıktan sonra giderler. Birisi bahtiyâr idi ki, istasyona kadar bir parça para masraf eder. Fakat o masraf içinde, efendisinin hoşuna gidecek öyle güzel bir ticaret elde eder ki, sermayesi birden bine çıkar. Öteki hizmetkâr, bedbaht, serseri olduğundan istasyona kadar yirmiüç altınını sarfeder. Kumara-mumara verip zayi eder. Birtek altını kalır. Arkadaşı ona der: "Yâhu, şu liranı bir bilete ver. Tâ bu uzun yolda yayan ve aç kalmayasın. Hem bizim efendimiz kerimdir; belki merhamet eder, ettiğin kusuru affeder. Seni de tayyareye bindirirler. Bir günde mahall-i ikametimize gideriz. Yoksa, iki aylık bir çölde aç, yayan, yalnız gitmeye mecbur olursun." Acaba şu adam inad edip, o tek lirasını bir defîne anahtarı hükmünde olan bir bilete vermeyip, muvakkat bir lezzet için sefahete sarfetse; gayet akılsız, zararlı, bedbaht olduğunu, en akılsız adam dahi anlamaz mı? İşte ey namazsız adam! Ve ey namazdan hoşlanmayan nefsim! O hâkim ise; Rabbimiz, Hâlık'ımızdır. O iki hizmetkâr yolcu ise; biri: Mütedeyyin, namazını şevk ile kılar. Diğeri: Gafil, namazsız insanlardır. O yirmidört altın ise; yirmidört saat her gündeki ömürdür. O has çiftlik ise; Cennet'tir. O istasyon ise; kabirdir. O seyahat ise; kabre, haşre, ebede gidecek beşer yolculuğudur. Amele göre, takva kuvvetine göre, o uzun yolu mütefâvit derecede kat'ederler. Bir kısım ehl-i takva berk gibi, bin senelik yolu bir günde keser. Bir kısmı da hayâl gibi, ellibin senelik bir mesafeyi bir günde kat'eder. Kur'ân-ı Azîmüşşan şu hakikate iki âyetiyle işâret eder. O bilet ise; namazdır. Bir tek saat, beş vakit namaza abdestle kâfi gelir. Acaba, yirmiüç saatini, şu kısacık hayat-ı dünyeviyeye sarf eden ve o uzun hayat-ı ebedîyeye birtek saatini sarfetmeyen; ne kadar zarar eder, ne kadar nefsine zulmeder, ne kadar hilâf-ı akıl hareket eder! Zîrâ, bin adamın iştirak ettiği bir piyango kumarına yarı malını vermek, akıl kabul ederse; halbuki kazanç ihtimâli binde birdir. Sonra yirmidörtten bir malını, yüzde doksandokuz ihtimâl ile kazancı musaddak bir hazine-i ebedîyeye vermemek; ne kadar hilâf-ı akıl ve hikmet hareket ettiğini, ne kadar akıldan uzak düştüğünü, kendini âkıl zanneden adam anlamaz mı? Hâlbuki: Namazda; ruhun, kalbin, aklın büyük bir rahatı vardır, hem cisme de o kadar ağır bir iş değildir. Hem, namaz kılanın diğer mübah dünyevî amelleri, güzel bir niyet ile ibâdet hükmünü alır. Bu sûrette bütün sermâye-i ömrünü, âhirete mal edebilir. Fâni ömrünü bir cihette ibkà eder.