У нас вы можете посмотреть бесплатно 4.1. Yapısal İşlevselcilik или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
4.1. Yapısal İşlevselcilik 1. Kuramsal Çerçeve ve Ontolojik Varsayımlar Yapısal işlevselcilik, toplumu kendi iç mantığına sahip, düzenli ve bütüncül bir sistem olarak ele alan makro-sosyolojik bir paradigmadır. Bu yaklaşımın ontolojik temelinde, toplumun bireylerden bağımsız ve onları aşan bir gerçeklik olduğu varsayımı yer alır. Toplumsal yapı, bireysel niyetlerin toplamı değil; tarihsel olarak oluşmuş, kurumsallaşmış ilişkiler bütünüdür. Toplum, sıklıkla organik bir sistem metaforuyla açıklanır. Bu metafora göre: Toplumsal kurumlar, organizmadaki organlara benzer biçimde, Birbirleriyle karşılıklı bağımlılık içinde çalışır, Her biri sistemin istikrarını ve sürekliliğini sağlamaya yönelik özgül işlevler üstlenir. Bu bağlamda aile, eğitim, din, hukuk ve ekonomi gibi kurumlar; bireysel amaçlardan ziyade, toplumsal düzenin yeniden üretimi açısından anlam kazanır. 2. İşlev Kavramı ve Toplumsal Düzen Yapısal işlevselcilikte işlev, bir toplumsal unsurun, sistemin bütününe yaptığı katkıyı ifade eder. Bir kurumun ya da normun “neden var olduğu” sorusu, onun sistem içindeki işlevi üzerinden yanıtlanır. Bu yaklaşımda: Toplumsal düzen, normatif uzlaşmaya dayanır, Ortak değerler ve normlar, bireysel davranışları yönlendirir, Sapma, sistem için potansiyel bir tehdit olmakla birlikte, kimi zaman düzenin sınırlarını görünür kılan işlevsel bir unsur olarak da değerlendirilir. Dolayısıyla toplumsal denge, zorlayıcı iktidar mekanizmalarından ziyade, içselleştirilmiş normlar yoluyla sağlanır. 3. Émile Durkheim: Toplumsal Olgular ve Dayanışma Yapısal işlevselci düşüncenin kurucu figürü olarak kabul edilen Émile Durkheim, sosyolojiyi bağımsız bir bilim dalı hâline getiren temel isimdir. Durkheim’e göre: Toplum, bireylerin toplamından ibaret değildir, Toplumsal olgular, bireylerden bağımsız, onlara dışsal ve zorlayıcı nitelik taşır, Bu olgular, “şeyler gibi” incelenmelidir. Durkheim’in dayanışma kavramı, toplumsal düzenin merkezinde yer alır: Mekanik dayanışma, benzerliklere dayalı, geleneksel toplumlarda görülür. Organik dayanışma, işbölümünün geliştiği modern toplumlarda ortaya çıkar. Modern toplumlarda düzen, benzerlikten değil; farklılaşmış rollerin karşılıklı bağımlılığından kaynaklanır. Bu analiz, toplumsal işlevselliğin modernleşme süreciyle nasıl dönüştüğünü göstermesi bakımından önemlidir. 4. Talcott Parsons: Sistem Teorisi ve AGIL Şeması Yapısal işlevselciliği sistematik ve soyut bir kuramsal çerçeveye kavuşturan isim Talcott Parsons olmuştur. Parsons, toplumu bir eylem sistemi olarak kavramsallaştırır ve bireysel eylemleri, normatif düzenin bir parçası olarak ele alır. Parsons’a göre her toplumsal sistem, varlığını sürdürebilmek için dört temel işlevi yerine getirmek zorundadır. Bu işlevler AGIL şeması ile ifade edilir: Adaptation (Uyum): Çevresel kaynakların sağlanması (ekonomi), Goal Attainment (Hedefe ulaşma): Toplumsal hedeflerin belirlenmesi ve uygulanması (siyaset), Integration (Bütünleşme): Toplumsal birimlerin uyumunun sağlanması (hukuk), Latency / Pattern Maintenance (Gizil örüntü sürdürümü): Değer ve normların aktarımı (aile, eğitim, din). Bu modelde normlar ve değerler, sistemin istikrarının ve sürekliliğinin temel dayanağıdır. Bireyler, bu normları içselleştirerek sisteme uyum sağlar. 5. Yapısal İşlevselciliğe Yönelik Eleştiriler Yapısal işlevselcilik, sosyolojik düşünceye önemli katkılar sunmakla birlikte, ciddi eleştirilerle de karşılaşmıştır: Çatışma ve eşitsizlikleri ikincil, geçici ya da patolojik olgular olarak ele alır. Mevcut toplumsal düzeni açıklarken, onu meşrulaştırma eğilimi gösterir. Toplumsal değişimi çoğunlukla sistem içi uyarlanmalarla açıklaması, radikal dönüşümleri kavramakta yetersiz kalmasına yol açar. Güç, iktidar ve tahakküm ilişkileri çoğu zaman analizin dışında bırakılır. Bu nedenlerle yapısal işlevselcilik, özellikle 1960’lardan itibaren çatışma kuramları ve eleştirel yaklaşımlar tarafından yoğun biçimde sorgulanmıştır. Sonuç Yapısal işlevselcilik, toplumu düzen, denge ve işlevsellik ekseninde anlamaya çalışan, makro düzeyli bir kuramsal çerçeve sunar. Günümüzde tek başına açıklayıcı bir paradigma olarak kabul edilmese de, sosyolojik analizlerde hâlen karşılaştırmalı ve tamamlayıcı bir referans noktası olma özelliğini sürdürmektedir.