У нас вы можете посмотреть бесплатно Cihan Padişahı Bile Olsan Adaletten Kaçamazsın ⚖️👑 или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
İstanbul’un üzerinden henüz fetih dumanları yeni çekilmişken, yedi iklimin sahibi, Bizans’ın surlarını yıkan o genç kartal, Fatih Sultan Mehmet, şehri bir İslam mücevheri gibi yeniden işlemek arzusuyla yanıyordu. İşte bu arzu, tarihin gördüğü en muazzam hukuk sınavlarından birine sahne olacaktı. Sene 1463... İstanbul’un kalbinde, gökyüzüne meydan okuyacak bir mabet yükselmektedir: Fatih Camii. Sultan, bu caminin kubbesinin Ayasofya’dan daha yüksek, sütunlarının ise dünyadaki tüm tapınaklardan daha heybetli olmasını emreder. Bu mukaddes işin başına, işinin ehli bir Rum mimar olan Atik Sinan getirilir. Sultan, cami için her biri hazine değerinde, uzak diyarlardan getirilmiş devasa mermer sütunlar tahsis eder. Ancak Atik Sinan, bir mühendis titizliğiyle düşünür: "Eğer bu sütunlar bu boyda kalırsa, İstanbul’un depremleri bu koca kubbeyi yerle bir eder." Mimar, Padişah'a danışmadan, o paha biçilemez sütunları ikişer zira (yaklaşık 1.5 metre) kestirip kısaltır. Fatih, inşaat alanına geldiğinde, hayalindeki o göğe yükselen heybetin eksildiğini görür. "Neden?" diye gürler. Atik Sinan’ın "Statik gereği, deprem korkusuyla efendim..." cevabı, o an fetih ateşiyle yanan genç Sultan’ın öfkesini dindirmeye yetmez. Fatih, sanatına ve emrine ihanet edildiğini düşünerek, o meşhur ve sert hükmünü verir: "Sanatıma ihanet edenin, sanat icra eden eli kesilsin!" Hüküm, o anın hararetiyle infaz edilir. Atik Sinan’ın mermeri şekillendiren sağ eli, artık bir boşluktan ibarettir. Mimar Sinan kanlar içinde evine döner. Eli bitmiş, mesleği sönmüş, onuru kırılmıştır. Ancak o, bir adalet devletinde yaşadığını bilmektedir. Komşularının ve dostlarının telkiniyle, titreyerek de olsa İstanbul Kadısı Hızır Bey Çelebi’nin karşısına çıkar. Kadı Hızır Bey, karşısındaki eli sarılı, gözü yaşlı adamı dinlerken sakalı titrer. Şikayet edilen kişi, Peygamber müjdesine mazhar olmuş, Bizans’ı tarihe gömmüş bir Cihan İmparatoru’dur. Ancak Hızır Bey için o, mahkeme kapısından girdiği an sadece bir "davalı"dır. Mürekkebine adaleti koyar ve tarihin en ağır celpnamesini yazar: "Ebu’l-Feth Sultan Mehmet Han! Yarın filan saatte, mimar Atik Sinan ile görülecek davanız için mahkemeye bekleniyorsunuz." Ertesi gün mahkeme salonunda sessizlik hakimdir. Fatih Sultan Mehmet, üzerinde ihtişamlı kaftanı, belinde kılıcıyla içeri girer. Alışkanlıkla, hakimin karşısındaki başköşeye, sedire oturmaya yeltenir. İşte o an, Kadı Hızır Bey’in sesi bir kılıç gibi odayı yarar: "Oturma Beyim! Hak huzurunda davacıyla davalı eşittir. Hasımınla ayakta, yan yana dur!" Koca Fatih, tebaasının şaşkın bakışları altında mahcubiyetle ayağa kalkar ve bir gün önce elini kestirdiği mimarın yanına, tozlu zemine geçer. İstanbul'un fatihi, şimdi adaletin önünde bir suçludur. Duruşma başlar. Atik Sinan hıçkırarak anlatır, Fatih ise vakur bir sükunetle "Hüküm verdiğim doğrudur, öfkem aklımın önüne geçti" diyerek suçunu itiraf eder. Kadı Hızır Bey, sarığını düzeltir, önüne bakar ve İslam hukukunun en keskin kılıcını çeker: "Hüküm verilmiştir: Kısasa kısas! Mimarın elini haksız yere kestiren Padişah Mehmet Han’ın eli, aynı şekilde bileğinden kesilecektir!" Mahkeme salonuna bir ölüm sessizliği çöker. Yeni bir çağ açan elin, bir mimar için feda edileceği gerçeği herkesin nefesini keser. Atik Sinan, duydukları karşısında dehşete düşer. O, sadece hakkını aramış, tazminat istemiştir; koca bir Sultan’ın sakatlanmasına yüreği dayanmaz. Mimar, Padişah'ın ayaklarına kapanır: "İstemem! Hakkımdan vazgeçtim! Bu adalet bana yetti, Sultanımın eli yerinde kalsın, ben hakkımı helal ettim!" diye feryat eder. Mimarın şikayetini geri çekmesiyle hüküm tazminata döner: Fatih, mimara ömür boyu bakacak, ona ve ailesine en yüksek maaşı bağlayacak ve bir ev tahsis edecektir. Dava biter, salon boşalır. Baş başa kaldıklarında Kadı Hızır Bey, cübbesinin altından gizlediği ağır bir demir gürzü çıkarıp masaya koyar. Fatih’e bakarak: "Sultanım, eğer sen 'Ben Padişahım' deyip bu karara itiraz etseydin, bu gürzle kafanı parçalayacaktım," der. Fatih Sultan Mehmet ise belindeki keskin kılıcı çıkarır ve masaya, gürzün yanına bırakır: "Hızır Bey, eğer sen de 'Karşımda koskoca Fatih var' diye korkup adaleti çiğneseydin, Allah şahit olsun ki bu kılıçla senin kelleni alırdım!" İşte bu, sadece bir elin hikayesi değildir; bu, bir imparatorluğun neden 600 yıl boyunca ayakta kaldığının hikayesidir. "Adalet mülkün temelidir" sözünün taşa, mermere ve insan kalbine kazınmış halidir. #hikaye #ibret #destan #alim #bilgelik #çoban #ders #hattat #hayat