У нас вы можете посмотреть бесплатно Benlikten Secdeye - Bektaşi Tasavvuf Sohbetleri 8 или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Hünkar Hacı Bektaş Veli dergahında üç derviş tartışır. Birincisi, “Ben bu yolun en büyüğüyüm,” der. “İlim dilerim,” diye ekler. İkincisi, “Ben en çok duayı ederim,” der. Üçüncüsü ise gururla söyler: “Ben malımı mülkümü terk ettim bu yol uğruna.” Hacı Bektaş Veli bu sözleri duyar. Ne azarlar, ne de yargılar. Yalnızca şöyle der: “Gidin, birlikte bir çorba yapın.” Kazanı kurarlar… Ama ilimle değil, kibirle. Dua ile değil, gösterişle. Alçakgönüllülükle değil, gururla karıştırırlar. Çorba yanar, tadı kalmaz. Hünkar gelir, bir kaşık alır ve der ki: “Bu çorba içilmez evlatlar… Çünkü siz aynı kazanda pişemediniz.” Ve ekler: “Bu yol yarışın değil, yarenliğin yoludur. Birlikte pişemeyenler, aynı sofraya oturamazlar.” İblisi iblis yapan “Ene hayrun minhu-Ben ondan hayırlıyım” demesi ve kendini üstün görmesiydi. Ey can… Kalp kapısını arala, gönül aynanı sil ve gel… Zira sana, sana dair olmayan bir haber vereceğim. Ama bu haberin dili, ne nefsin sesiyle söylenir, ne de aklın terazisinde tartılır. Bu söz, gönül dilindendir. Duyan, gönlüyle duyar. Gören, gönlüyle görür. “Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten onu topraktan yarattın” dedi iblis. Oysa ateşin toprağa üstünlüğünün delili nedir? Ve işte o an, secde melekûtundan sarkıtılan rahmet ipini elleriyle kesti. Kendini toprakla yoğrulan Âdem’den üstün gördü. Sözde bir kıyas, özde bir kopuştur bu… Kıyas, Hakk’ın terazisinde yer bulmaz. Zira O, her şeyi yerli yerinde yaratır. Ama kibir, kalbe girdi mi, o teraziyi bozar. İblis, işte bu bozulmuş terazinin dilinde konuştu: “Ben daha nurluyum.” “Ben daha yüceyim.” “Ben daha layığım.” Ve böylece “Ene hayrun minhu” diyerek, kendini Hakk’ın takdirinden üstün gördü. Ey gönül eri… Her kim bir diğer varlığa yahut insana yukarıdan bakarsa, o, iblisin izinde yürür. Her kim “Ben”i merkeze koyarsa, “O”nu yitirir. Zira Hakk’a yakınlık, secde ile olur; secde, tevazu ile; tevazu, tenezzül ile… Tenezzül ise özünü unutmamakla… Ki insanın özü, topraktır. Ve toprak, her şeyin üstünü örtüp bağrında saklayandır; o, kibir taşımaz, büyüklük bilmez, yücelik iddia etmez. Sadece alır, besler, döndürür ve rızık olur. Ey can… İblis, sûrete takıldı; libasa. Toprağı gördü ama toprağa üflenen ruhtan habersizdi. Hakk’ın “Ol!” deyişini değil, kendi “Ben”ini dinledi. İşte bu yüzden “iblis” oldu. Ve o hâl, nefsin her kibirlenişinde yeniden doğar. İblisin çocuğu şeytandır çünkü her kibir, yeni bir ayrılık doğurur. Şeytan, “şa-ta-na” kökünden gelir: uzaklaşmak. Yani Hakk’tan uzak olan her varlık, şeytanlığa yaklaşır. Kibir, kişiyi uzaklaştırır; tevazu, yaklaştırır. Ey kardeşim… Bir karıncaya hor bakan, bir taşa hakaret eden, bir ağacı küçümseyen, kendini yüceltmiş olur. Ama o yücelik, göklere değil cehenneme çıkar. Çünkü yüce olan, kendini bilendir. Bilen, haddini aşmaz. Hakk’ta kendini bulan, Halk’a hor bakmaz. Kur’ân şöyle seslenir: “Hiçbir varlık yoktur ki O’na secde etmesin.” Her şey Hakk’a yönelmişse, sen neye burun kıvırıyorsun ey insanoğlu? Ey gönül eri… Menzile inmedikçe, o yüce makama varılmaz. İnmek, tenezzüldür. Tenezzül, varlığın seviyesine inmektir. Yani “Ben senden değilim” dememektir. “Sen de benim gibi O’nunsun” diyebilmektir. Tevazu işte budur: Kendini yaratılan her şeyle aynı görmek. Birlikte yaratıldığımızı bilmek. Ve ancak bu bilinçle gerçek insaniyet başlar. “İnsan olan” dedik… Evet, insan olan, kendini üstün görmez. İnsan olan, kendini değerli görür, ama başkasını da değersiz saymaz. İnsan olan, hor bakmaz, küçük görmez, dışlamaz. İnsan olan, Halk’ta Hakk’ı görendir, kesrette vahdeti okuyandır. Sûrete bakıp, sîrreti görebilendir. Taşta, toprakta, kuşta, insanda hep aynı Nefes’i duyandır. Ey can… İnsanın kıymeti, kıyasla değil, şuur iledir. Ve şuur, tevazu ile gelir. Tevazu ise Hakk’a yakınlıkla… Allah, her birimize şah damarımızdan yakındır. Yakınlığı eşit, tecellîsi bir… Ama biz onu ne kadar yakın hissederiz, o ayrı mesele. Eğer kendini bir başkasından üstün gören varsa; Bil ki o, o an için iblistir. Ey gönül dostu… Gel, bu ayrılığı büyütmeyelim. Gel, bu “ben senden üstünüm” oyununu bırakalım. Gel, toprak olalım. Toprak gibi alçakta ama Rahmân’a en yakın yerde. Yaratılan her şey, Hakk’ın aynasıdır. Hor bakan, o aynayı kırar. Aynayı kıran, kendini göremez. Ey can! Sonsuzluğa açılan bu kapıda, ne “ben” var ne “sen”… Ancak “O” var. O’ndan gelen, O’na dönecek. Ve aradaki yol, kibirle değil, tevazu ile yürünür. Gel kardeşim… Gel, birlikte secdeye varalım. Bir karıncayla, bir çiçekle, bir çocukla… Hep birlikte “Sen’sin Yâ Rab” diyelim. Yaratılanı Yaradan’dan ötürünün ötesine geçip … Yaradan’da yaratılanı, yaratılanda yaradanı görelim. Sen ben yok… Sadece O var. Hû…