У нас вы можете посмотреть бесплатно Yunan Generali 15.000 Askerle 'KOLAY' Dedi — İsmet'in İMKANSIZ Savunması 5.000'le DURDURDU или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Yunan Generali 15.000 Askerle 'KOLAY' Dedi — İsmet'in İMKANSIZ Savunması 5.000'le DURDURDU Dokuz Ocak bin dokuz yüz yirmi bir. İnönü. Yunan Genel Karargâhı. Öğle. General Georgios Papoulas haritaya bakıyordu. Önünde İnönü kasabası vardı. Küçük bir kasaba. Önemsiz. Ama stratejik. Çünkü burası Ankara'ya giden yoldaydı. Yanındaki kurmay subay rapor veriyordu: "Efendim, İnönü'de Türk kuvvetleri var. Komutan İsmet Paşa. Tahmini beş bin asker. Belki daha az." Papoulas gülümsedi. "Beş bin mi? Bizim on beş bin askerimiz var. Topçumuz var. Modern silahlarımız var. Onların ne var?" "İrade var efendim." Papoulas döndü subaya. Sert bir bakış. "İrade mi? İrade savaş kazandırmaz. Sayı kazandırır. Silah kazandırır." Subay sessiz kaldı. Papoulas haritaya döndü. "Yarın sabah saldırıyoruz. İnönü'yü alıyoruz. Sonra Ankara. Kolay olacak. Türkler zaten bitmiş. Son direnişleri bu." Ama Türkler bitmemişti. Aynı gün. İnönü. Türk mevzileri. Akşam. İsmet Paşa tepede duruyordu. Aşağıda kasaba görünüyordu. Küçük. Sessiz. Ama yarın... yarın sessiz olmayacaktı. Fevzi Bey yanına geldi. "Paşam, durum kritik. Yunan kuvvetleri on beş bin. Bizim beş bin. Üçe bir dezavantaj." "Biliyorum." "Topçuları güçlü. Silahları modern. Bizimkiler... bizimkiler eski." "Biliyorum." Fevzi Bey duraksadı. "Paşam, bazı komutanlar soruyor. Geri çekilmeli miyiz? Ankara'ya yakın savunmalı mıyız?" İsmet Paşa döndü ona. Gözleri sakindi ama kararlıydı. "Fevzi Bey, eğer burayı verirsek Yunan ordusu Ankara'ya ulaşır. Eğer Ankara'ya ulaşırlarsa savaş biter. Bizim için. O yüzden burayı vermeyeceğiz." "Ama Paşam, üçe bir dezavantaj. Nasıl tutacağız?" İsmet Paşa baktı etrafına. Tepeler. Dar vadiler. Kayalıklar. "Arazi bizim yanımızda. Yunanlılar düz ovadan gelecek. Biz tepelerden vuracağız. Sayı önemli değil. Konum önemli." "Yunanlılar İMKANSIZ diyor bu savunmayı." İsmet Paşa gülümsedi. "İyi. Bırak öyle düşünsünler. İmkansız dedikleri zaman hazırlıksız gelirler. Hazırlıksız geldiklerinde... o zaman şok olurlar." Aynı akşam. Yunan kampı. Nikos yirmi iki yaşındaydı. Atina'dan geliyordu. Bir yıldır savaşıyordu. Yorgundu ama umutluydu. Çünkü komutanlar diyordu: "Kazanıyoruz. Ankara yakında." Yanındaki arkadaşı Dimitris sordu: "Nikos, yarın zor olacak mı?" "Hayır. Komutan dedi kolay. Türkler zayıf. Beş bin sadece. Biz on beş biniz." "Ama tepelerdeler. Avantajlılar." Nikos omuz silkti. "Tepeler önemli değil. Sayı önemli. Biz daha fazlayız. Kazanacağız." Dimitris inanmak istedi. Ama içinde bir his vardı. Kötü bir his. Çünkü Türkler her zaman sayıda azdı. Ama her zaman savaşıyordu. Neden? Aynı akşam. Türk mevzileri. Mehmet on dokuz yaşındaydı. Konya'dan geliyordu. Altı aydır savaşıyordu. Sakarya'da değildi henüz. Ama burası ilk büyük savaşıydı. Çavuş yanına geldi. "Mehmet, hazır mısın?" "Hazır Çavuş. Ama... ama Yunanlılar çok fazla. On beş bin diyorlar." "Doğru. Üç katımız." "Nasıl kazanacağız?" Çavuş baktı ona. Yaşlıydı. Kırk beş yaşında belki. Ama gözleri genç gibiydi. Parlıyordu. "Kazanacağız çünkü başka çaremiz yok Mehmet. Eğer burası düşerse Ankara düşer. Ankara düşerse vatan gider. Vatan gitmeyecek." Mehmet başını salladı. Anlamıştı. Bu sadece bir savaş değildi. Bu vatan savaşıydı. "Çavuş, İsmet Paşa ne diyor?" "Diyor ki bu savunma imkansız görünüyor. Ama biz imkansızı yapacağız. Çünkü biz Türk'üz." On Ocak. Sabah saat altı. Güneş henüz doğmamıştı. Ama Yunan ordusu hazırdı. On beş bin asker. Yüzlerce top. Modern tüfekler. Her şey. Papoulas at üstünde duruyordu. Baktı İnönü'ye. Tepeler. Türk mevzileri. Küçük. Zayıf görünüyordu. "Başla," dedi. Toplar ateşledi. BOOM! BOOM! BOOM! Ses vadilerde yankılandı. Toprak fışkırdı. Duman yükseldi. Otuz dakika bombardıman. Sonra durdu. "Piyade! İlerle!" Binlerce asker ilerlemeye başladı. Aşağıdan yukarıya. Tepelere doğru. Tepede. Mehmet siperde bekliyordu. Bombardıman bitmişti. Kulakları çınlıyordu. Ama yaşıyordu. Çavuş bağırdı: "Hazır ol! Geliyorlar!" Mehmet başını kaldırdı. Baktı aşağıya. Binlerce asker geliyordu. Yukarıya. Onlara doğru. "Çok fazla Çavuş," dedi. "Biliyorum. Ama bekle. Yaklaşsınlar. İsmet Paşa'nın emrini bekle." Yunanlılar yaklaştı. Yüz metre. Elli metre. Kırk metre. Hala ateş yoktu. Türk mevzileri sessizdi. Yunanlılar şaşırdı. "Nerede onlar? Kaçtılar mı?" Otuz metre. Yirmi metre. İsmet Paşa emretti: "ATEŞ!" Bütün hat aynı anda ateşledi. Yüzlerce tüfek. Aynı anda. TAK TAK TAK TAK TAK! Yunanlılar şok oldu. Düştüler. Çığlıklar. Kaos. Nikos yere yattı. Yanındaki Dimitris vuruldu. "Dimitris!" Ama Dimitris cevap vermedi. "Geri çekilin!" Yunan subayı bağırdı. İlk dalga geri çekildi.