У нас вы можете посмотреть бесплатно (33) 17.Söz/4, Sh 72 |İbrahim Aleyhisselâm’ın na‘y-i لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ beni ağlattırdı или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ ٭ فَلَمَّٓا اَفَلَ قَالَ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ٭ لَقَدْ اَبْكَان۪ي نَعْيُ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ مِنْ خَل۪يلِ اللّٰهِ İbrahim Aleyhisselâm’dan sudûr ile kâinâtın zevâl ve ölümünü i‘lân eden na‘y-i لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ beni ağlattırdı. فَصَبَّتْ عَيْنُ قَلْب۪ي قَطَرَاتٍ بَاكِيَاتٍ مِنْ شُئُونِ اللّٰهِ Onun için kalb gözü ağladı ve ağlayıcı katreleri döktü. Kalb gözü ağladığı gibi, döktüğü her bir damlası da o kadar hazîndir, ağlattırıyor. Güya kendisi de ağlıyor. O damlalar, gelecek fârisî fıkralardır. SAYFA 73 لِتَفْس۪يرِ كَلَامٍ مِنْ حَك۪يمٍ اَيْ نَبِيٍّ ف۪ي كَلَامِ اللّٰهِ İşte o damlalar ise, Nebiyy-i Peygamber olan bir Hakîm-i İlâhî’nin, Kelâmullâh içinde bulunan bir kelâmının bir nevi‘ tefsîridir. نَم۪ي ز۪يبَاسْتْ اُفُولْدَه كُمْ شُدَنْ مَحْبُوبْ Güzel değil batmakla gāib olan bir mahbûb. Çünkü zevâle mahkûm, hakîkî güzel olamaz. Aşk-ı ebedî için yaratılan ve âyîne-i Samed olan kalb ile sevilmez ve sevilmemeli. نَم۪ي اَرْزَدْ غُرُوبْدَه غَيْبْ شُدَنْ مَطْلُوبْ Bir matlûb ki, gurûbda gaybûbet etmeye mahkûmdur, kalbin alâkasına, fikrin merakına değmiyor. Âmâle merci‘ olamıyor. Arkasında gam ve kederle teessüf etmeye lâyık değildir. Nerede kaldı ki, kalb ona perestiş etsin ve ona bağlansın, kalsın. نَم۪ي خَواهَمْ فَنَادَه مَحْوْ شُدَنْ مَقْصُودْ Bir maksûd ki, fenâda mahvoluyor, o maksûdu istemem. Çünkü fânîyim, fânî olanı istemem. Neyleyeyim. نَم۪ي خَوانَمْ زَوَالْدَه دَفْنْ شُدَنْ مَعْبُودْ Bir ma‘bûd ki, zevâlde defnoluyor, onu çağırmam. Ona ilticâ etmem. Çünkü nihâyetsiz muhtacım ve âcizim. Âciz olan, benim pek büyük derdlerime devâ bulamaz; ebedî yaralarıma merhem süremez. Zevâlden kendini kurtaramayan, nasıl ma‘bûd olur? عَقْلْ فَرْيَادْ م۪ي دَارَدْ نِدَٓاءِ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ م۪ي زَنَدْ رُوحَمْ Evet, zâhire mübtelâ olan akıl, şu keşmâkeş kâinâtta perestiş ettiği şeylerin zevâlini görmek ile me’yûsâne feryâd eder. Ve bâkî bir mahbûbu arayan ruh dahi, لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ feryâdını i‘lân ediyor. نَم۪ي خَواهَمْ نَم۪ي خَوانَمْ نَم۪ي تَابَمْ فِرَاق۪ي İstemem, arzu etmem, tâkat getirmem mufârakati. SAYFA 74 نَم۪ي اَرْزَدْ مَرَاقَه ا۪ينْ زَوَالْ دَرْ پَسْ تَلَاف۪ي Der‘akab zevâl ile acılanan mülâkātlar, keder ve meraka değmez. İştiyâka hiç lâyık değildir. Çünkü zevâl-i lezzet elem olduğu gibi, zevâl-i lezzetin tasavvuru dahi bir elemdir. Bütün mecâzî âşıkların dîvânları, yani aşknâmeleri olan manzûm kitapları, şu tasavvur-u zevâlden gelen elemden birer feryâddır. Her birinin, bütün dîvân-ı eş‘ârının ruhunu eğer sıksan, elemkârâne birer feryâd damlar. اَزْ اٰنْ دَرْدِ كِر۪ينِ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ م۪ي زَنَدْ قَلْبَمْ İşte o zevâl-âlûd mülâkātlar, o elemli mecâzî muhabbetler derdinden ve belâsındandır ki, kalbim İbrahimvârî لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ ağlamasıyla ağlıyor ve bağırıyor. دَرْ ا۪ينْ فَان۪ي بَقَا خَاز۪ي بَقَا خ۪يزَدْ فَنَادَنْ Eğer şu fânî dünyada bekā istiyorsan, bekā fenâdan çıkıyor. Nefs-i emmâre cihetiyle fenâ bul ki, bâkî olasın. فَنَا شُدْ هَمْ فَدَا كُنْ هَمْ عَدَمْ ب۪ينْ كِه اَزْ دُنْيَا بَقَايَه رَاهْ فَنَادَنْ Dünyaperestlik esâsâtı olan ahlâk-ı seyyieden tecerrüd et, fânî ol. Dâire-i mülkünde ve malındaki eşyâyı Mahbûb-u Hakîkî yolunda fedâ et. Mevcûdâtın ademnümâ âkıbetlerini gör. Çünkü şu dünyadan bekāya giden yol, fenâdan gidiyor. فِكِرْ ف۪يزَارْ م۪ي دَارَدْ اَن۪ينِ لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ م۪ي زَنَدْ وِجْدَانْ Esbâb içine dalan fikr-i insanî, şu zelzele-i zevâl-i dünyâdan hayrette kalıp me’yûsâne fîzâr ediyor. Vücûd-u hakîkî isteyen vicdan, İbrahimvârî لَٓا اُحِبُّ الْاٰفِل۪ينَ enîniyle mahbûbât-ı mecâziyeden ve mevcûdât-ı zâileden kat‘-ı alâka edip, Mevcûd-u Hakîkî’ye ve Mahbûb-u Sermedî’ye bağlanıyor. SAYFA 75 بِدَانْ اَي نَفْسِ نَادَانَمْ كِه دَرْ هَرْ فَرْدَازْ فَان۪ي دُو رَاهْ هَسْتْ بَا بَاق۪ي دُو سِرِّ جr. SAYFA 77