У нас вы можете посмотреть бесплатно KORKU VE SEVGİ - 24. SÖZ 5. DAL 1. MEYVE или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
/ sozlerdersi 2:37 “Muhabbet şu kâinatın bir sebeb-i vücududur.” Bu kâinatın varlık sebebi; Cenâb-ı Allah’ın kendi bilinmekliğini sevmesi, kendi cemal ve kemaline muhabbet etmesi olarak ele alınmış. Cenâb-ı Allah’ın hakikat-i Muhammediye’ye duyduğu aşk şeklinde de ele alınıyor (ki zaten hakikat-i Muhammediye Cenâb-ı Allah’ın varlığının ve kemâlâtının bilinmesidir). 3:36 “Hem şu kâinatın rabıtasıdır” “Fıtrattaki incizap ve cezbe, bir hakikat-i câzibedarın cezbiyledir.” 8:24 “(Muhabbet) hem şu kâinatın nurudur, hem hayatıdır.” Ağır depresyonda, hayata bağlanacak sebebi kalmadığı, hayata muhabbet hissetmediği zaman; insan hayatını sonlandırabiliyor. 8:55 “İnsan kâinatın en câmi' bir meyvesi olduğu için, kâinatı istilâ edecek bir muhabbet, o meyvenin çekirdeği olan kalbine derc edilmiştir.” Çekirdek olmak; ağacla irtibat, mutabakat alışveriş halinde olmak demek. 11:41 “İşte, şöyle nihayetsiz bir muhabbete lâyık olacak, nihayetsiz bir kemâl sahibi olabilir.” İnsan denen câmi’ meyvenin kalp çekirdeğinin kâinat ağacı ile irtibatlı olması, o kalbin Cenâb-ı Allah ile irtibatlanmış olması demektir. 12:50 “Alâküllihal, o muhabbet ve havf, ya halka veya Hâlıka müteveccih olacak.” Varlık boşluk kaldırmıyor, insandaki kuvveler de öyle. 19:18 “Eğer îmân eden kimseler iseniz, onlardan korkmayın, (yalnız)Benden korkun!” (Âl-i İmrân 175) Allah’ın sevgisini yitirmekten korkmak; korku ve sevginin birleştiği noktadır. “Yalnız O’ndan korkmak” Burada da bir tevhid var. İnsandaki duygular tevhid edilmelidir. Onlar aşağılanmaktan korkmazlar. (Mâide 54) 24:22 Gerçek anlamda dostluk, saygı-sevgi gibi meselelerin ölçülmesi ancak kriz durumlarında mümkündür. Normal zamanlardaki tavırlar, sosyal rolleri yerine getirmeye yöneliktir. 26:06 “Muhabbet ise, sevdiğin şey, ya seni tanımaz, Allahaısmarladık demeyip gider; ya muhabbetin için seni tahkir eder.” Saygı duyulmama, aşağılanma pek çok insanda büyük yaralar meydana getiriyor; çünkü muhabbet bağlamış. Baştan beklentiye girilmemiş olsaydı, yitirildiği zaman kalp yaralanmazdı. İnsanların sizi yıpratmanin tesiri, sizin onlarla kurduğunuz ilişki ile alakalı. 30:48 “İnsanlar onlara: "Düşmanınız olan insanlar size karşı bir ordu topladılar, onlardan korkun" dediklerinde; bu, onların imanını artırdı da: "Allah bize yeter. O ne güzel Vekil'dir" dediler.”(Âl-i İmran 173) Bulunduğunuz mevkiyi bırakıp kaçmanız, dağılmanız için sizi korkutmaya çalışıyorlar: Buna karşı mü’minlerin imanları ziyadeleşiyor. Çünkü imanlarından dolayı sınanacaklarını biliyorlardı, yolun kaderi buydu. “Demek ki biz doğru yoldayız” deyip imanları takviye oluyor. 32:43 “Görmüyor musun ki, mecazî aşklarda yüzde doksan dokuzu, mâşukundan şikâyet eder” Dostluk veya aile içi ilişkilerde yıpranmanın en önemli sebebi sevdiğine olduğundan fazla anlam yüklemektir. Onda Cenâb-ı Allah’ın kemâlinin cilvelerini görüyor. Ancak onu kaynağına bağlayamıyor. O kemâlatı bizzat insandan bekliyor. Bunun neticesinde hayal kırıklıkları meydana geliyor. 34:25 Dostluk, aynı istikamete beraberce bakabilmek, el ele ona yürüyebilmektir. Yüz yüze bakılsa yüzler zamanla eskiyebilir. 36:00 “Samed âyinesi olan bâtın-ı kalb” İnsan iki yara ile yaralı (acz-fakr). İnsan muhtaç durumda, bu, talep ve dua doğuruyor. Oruçta biz haşa Cenâb-ı Allah gibi Samed olmaya çalışmıyoruz. Biz zıddiyet üzerinden ne kadar aciz ve fakir olduğumuzu derk ediyoruz ve Samed olan Cenâb-ı Allah’a âyine oluyoruz. 39:40 Korkunun kulluktaki neticesi, takvadır. Derler ki: “Şüphesiz daha önce biz, ailemiz içinde yaşarken bile (Allah’a isyandan) korkardık.” (Tûr 26.) Saadet ile selamet arasında çok kuvvetli bir ilişki var. Din, varoluşsal bir güvenlik alanıdır. Dünyadaki korku, âhirette korkmamayı netice verir. 45:34 “Havf bir kamçıdır, Onun rahmetinin kucağına atar.” Bu tür hissiyatlar Cennet’te devam etmiyor. Çünkü korku bizzat güzel değil; neticeleri itibariyle güzeldir. 48:32 “İnsan evvelâ nefsini sever.” İnsan, varlığı kendi vücudu üzerinden tecrübe ettiği için merkeze kendisini koyması fıtrîdir. 53:21 “Muhabbet doğrudan doğruya kâinata sarf edilmemek gerektir. Yoksa muhabbet, en leziz bir nimet iken, en elîm bir nikmet olur.” Zeval-i lezzet elem olduğu için, fâni dünya elem çektirir. 53:43 “Bir cihet kaldı ki, en mühimi de odur ki: Ey nefis, sen muhabbetini kendi nefsine sarf ediyorsun. Sen kendi nefsini kendine mâbud ve mahbup yapıyorsun.” Dünyaya ve insanlara muhabbet eymeyebilirsin. Muhabbetini diğerlerine vermemen, tamamen kendi nefsine vermiş olmandan olabilir. 55:15 “Halbuki muhabbetin sebebi ya kemâldir (zira kemâl zâtında sevilir) yahut menfaattir, yahut lezzettir, veyahut hayriyettir” Hakikî muhabbet Cenâb-ı Allah içindir ve Cenâb-ı Allah’a duyulandır. Dostluk ancak Cenâb-ı Allah üzerinden kurulduğu zaman mümkün. 1:01:16 Âhiretteki cennetimiz ile manevî yapımız arasında çok kuvvetli bir ilişki var. Dini yaşamakla kurulan manevî yapı, fizikî olarak Cennet’te bir saray sûretinde inşa oluyor ve insan onun içine giriyor.