У нас вы можете посмотреть бесплатно 1- HAŞİR RİSALESİ / 10. Söz, 4. Hakikat или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
/ sozlerdersi https://drive.google.com/open?id=1ZRl... 0:38 Onuncu Söz’ün “Hakikatler” kısmı esmâlar üzerinden ikili olarak anlatılıyor {Örneğin Dördüncü Hakikat’te “ism-i Cevâd ve Cemîlin cilvesidir” der}. Önce esmâyı zikrediyor (eşyanın hakikati olması itibariyle) ve sonra o esmânın cilvesinin devam etmemesinin imkânsız olması üzerinden âhireti ispatlıyor. 5:31 Bir karpuz düşünün. Sonra da bir karpuz tarlası düşünün. Bir karpuz ile bir karpuz tarlasını düşünmek arasında hafızadan hayale gelmesi hızı ve kolaylığı açısından bir fark yok. Aynen öyle de “Bir şeyin olmasını dilediği zaman, O'nun emri, ona sâdece “Ol!” demektir, (o da) hemen oluverir.” (Yasin/82) Cenâb-ı Allah’ın ilminde olan bir meselenin harice taşınmasında, şehadet âlemine gelmesinde, kudretten ona bir libas giydirilmesinde, (mesela) bir karpuzu yaratmak ile yeryüzündeki tüm karpuzları yaratmak arasında fark yok. Kudret-i mutlaka için hepsi eşit. 7:27 Bunu rahmet-i mutlaka için de söyleyebiliriz. Bu kudreti ve rahmeti tanımlayabilmek için bir vahid-i kıyasî (ölçü birimi) olarak bizde de bir parça kuvvet ve merhamet var. 9:46 Vahid-i kıyasî olan meseleler misliyle anlamaya yöneliktir. Yani tanımlamak içindir, ancak tanımak için yeterli değildir. 10:50 Odamızda bir elektrik ünitesi olduğu gibi; apartmanımızda, mahallemizde ve şehirde de birbirinden büyük elektrik üniteleri var. Fakat bunların herbiri elektriği başka kaynaktan alır. Öyle de; bizdeki hayat Cenâb-ı Allah’ın Hayy esmâsına bağlı. Kâinatın ayakta kalması Cenâb-ı Allah’ın Kayyûm esmâsına bağlı. Bizdeki cüz’i irade Cenâb-ı Allah’ın Mürîd {irade ve talep eden} esmâsına bağlı. Hakeza.. 13:43 Cenâb-ı Allah kemâl ve cemâl hazineleri ile kendisini bildirmek ister. Cömertlik sûretiyle kemâl ve cemâlini varlığa dağıtmış ve tattırmış. ... Elbette o cemâl ve kemâl kendini cömertlik ile daimî göstermek isteyecek. Madem o cömertliği daimî gösterecek, elbette onun muhatabı olan varlıkların da daimî olmaları iktiza eder. 28:01 “Nihayetsiz cûd ve sehâ, nihayetsiz ihsan etmek ister, nimetlendirmek ister.” Ahiretin kurulması bizim mükafat ve ceza görmemizin ötesinde, Cenâb-ı Allah’ın esmâsının devamlı tecelli etmek istemesinin muktezasıdır. 32:08 Bir sanatçı sanatını göstermek için sergiler yapar. Sanatını başkalarına göstermeden önce kendisine gösteriyor, kendisine beğendiriyor. Sonra gayrın nazarıyla bakmak istiyor. Dünyanın üç yüzü var. Üçüncü yüzü, aynadarlık yani bildirme. Bildirme meselesi ise önce Cenâb-ı Allah’ın kendi güzelliğini kendine bildirmesi (feyz-i akdes). Sonra mahlûkatın kabiliyetleri ölçüsünde o güzelliği bilmesi gelir (feyz-i mukaddes). 33:14 “Yeryüzündeki nebatat ve hayvanatın ellerinde olan ilânât-ı Rabbâniyeye dikkat et.” Yani müdakkik ol. Öyle bakıp geçme. “Hayvan gibi yutmaya izin yok.” Her şey bir ilânname. Kağıttaki yazı tipine bakmak var, oradaki meseleye bakmak var. Evvelâ ilânname olduğu bilmek lazım. 34:28 Bir de ilâncılar var. Onların her hareketi mânidar, hikmetli. Bu resûllerin sünnetleri dediğimiz meseledir. Resûllerin hepsi ittifakla aynı şeyi söylüyorlar. Özellikleri ise hayatları boyunca yalan söylememişler. Böyle sâdık zâtların hepsinin tek bir yalanda ittifak etmeleri mümkün mü? Onların iman mevzusundaki ittifakları meseleyi çok kuvvetlendiriyor. 40:10 “Bismillah, Maşâallah, Subhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber” kelimeleri Cenâb-ı Allah’ın sanatını takdir ve istihsan mânâsına geliyor. Sen bunları dediğin zaman, Cenâb-ı Allah senin takdir ve istihsanının devamını istediği için seni cennetine koyuyor. “Benim ümmetim hammadûndur (çok hamdeder)” 48:52 “Dönmemek üzere zevâle mahkûm olan bir seyirci, zevâlin tasavvuruyla muhabbeti adavete döner. Hayreti istihfafa, hürmeti tahkire meyleder." Bunu özellikle materyalistlerin hepsinin eserlerinde görüyoruz. Hep bir istihfaf ve tahkir: “Sizin dediğiniz gibi değil, aslında tesadüf var, aslında öyle kâmil de değil, bak şurada şu eksiklik var, vs.” 50:34 Materyalizm inkarın verdiği acıyı tedavi edemediği için onu bastırmak için devamlı uyuşturmaya çalışmış. Materyalizm bir entertainment {eğlence} kültürüne dönüşmeye başlamış. “Madem biz buna cevap bulamıyoruz (Agnostizm), önem vermeyelim, kendimizi medeniyet fantazilerinin iptal-i his nev’inden oyuncakları ile meşgul ederek aklın mukteziyatını iptal edelim.” Binbir çeşit spor, müzik, film vs. Organize gaflet, organize cehalet. 53:52 “Halbuki şu misafirhane-i dünyada görüyoruz, herkes çabuk gidip kayboluyor. O sehâvetin ihsanını ancak az bir parça tadar. İştihası açılır, fakat yemez, gider.” Tatmaya izin var, doymaya izin yok. İntizar ile telezzüz etmek gerek. 54:20 Bizim istememizin çok ötesinde “Sâni-i Zülcelâlin de sıfât ve esmâ-i kudsiyesi dar-ı âhirete delâlet eder.” Madem onlar da ister, elbette olacak. Biz de iman ve ubûdiyet ile mukabele edersek, Cenâb-ı Allah bize neden azap etsin: “Eğer şükredip îmân ederseniz, Allah size niye azâb etsin?” (Nisâ/147)