У нас вы можете посмотреть бесплатно İslamcıların Abdülhamid Han'a İsyanı: Sebepler, Pişmanlıklar или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Rubicon Tarih'e "Katıl" butonuyla üye olup destek vermek için: / @rubicontarih Rubicon Tarih’te bu dosyada Osmanlı tarihinin en çetin paradokslarından birini ele alıyorum: Halife unvanını taşıyan bir padişaha, İslam adına muhalefet eden İslamcı aydınlar… Sultan II. Abdülhamid ile kendi döneminin İslamcı entelektüelleri neden karşı karşıya geldi? Bu soru, sadece bir rejim tartışması değil; İslam’ın şura, adalet ve siyasal meşruiyet anlayışının modern çağla temas ettiği kırılma noktasıdır. Abdülhamid 1876’da tahta çıktığında imparatorluk çözülme sürecindeydi. Dış borçlar artmış, Balkanlar kaynıyor, büyük güçlerin baskısı yoğunlaşmıştı. O, dış politikada pan-İslamizmle halifelik etrafında bir birlik inşa etmeye çalışırken içeride sert bir merkeziyetçilik kurdu. Meclis-i Mebusan kapatıldı, Kanun-i Esasi askıya alındı, basın ağır sansür altına alındı. Batı’da despot olarak anıldı; içeride ise İslamcı aydınların sert eleştirileriyle karşılaştı. İslamcı muhalefetin dört temel itirazı vardı. Birincisi, meşrutiyetin askıya alınmasıydı. Onlara göre şura ilkesi İslam’ın özünde vardı; meclisin kapalı tutulması sadece siyasi değil, dini bir sorun olarak görülüyordu. İkinci itiraz jurnal sistemi ve hafiye ağıydı. Tecessüsün dinen yasaklandığını savunan aydınlar, devlet bekası adına bunun meşrulaştırılmasını ahlaki yozlaşma olarak gördü. Üçüncü mesele ulema ve medreselerin etkisizleşmesiydi. Modern mektepler açılırken geleneksel ilim kurumlarının geri plana itilmesi, “istibdat” eleştirisini dinî bir çerçeveye taşıdı. Dördüncü itiraz ise modernleşmenin devletin İslami kimliğini aşındırdığı düşüncesiydi. Tanzimat’tan itibaren artan sekülerleşme eğilimi, Abdülhamid döneminde de devam ediyordu. Bu eleştirilerin merkezinde üç isim öne çıktı. Mustafa Sabri Efendi, Said Halim Paşa ve Mehmet Akif. Mustafa Sabri Efendi sarayla yakın ilişkiler kurmuş, Huzur Dersleri’ne katılmış, padişahın kütüphaneciliğini yapmış bir alimdi. Ancak ulemanın siyasal etkisinin azalması ve sansür ortamı onu muhalefete itti. Meşrutiyeti İslam’ın gereği olarak savundu. 1908 sonrası İttihat ve Terakki’yi destekledi; fakat onların otoriterleştiğini görünce muhalefete geçti. Milli Mücadele’ye karşı tavrı ise tarihsel imajını kalıcı biçimde belirledi. Sürgün yıllarında Abdülhamid’i “ehven-i şer” olarak değerlendirmesi, gençliğindeki muhalefete dair bir muhasebeydi. Said Halim Paşa aristokrat bir kökenden geliyordu; hem Doğu’yu hem Batı’yı bilen nadir entelektüellerdendi. Batı kurumlarının taklit edilmesine karşı çıktı, meşrutiyeti İslam’ın meşveret ilkesiyle temellendirdi. Abdülhamid’in güvenlikçi atmosferi onu Jöntürk çevresine yaklaştırdı. Ancak Malta sürgününde yazdığı satırlarda Abdülhamid’in İslam dünyasını diri tutma çabasını teslim etti. “Sultan Hamid dünyaya gelmemiş olsaydı, çağdaşları başka bir Sultan Hamid’in meydana gelmesine sebep olacaklardı” sözü, kişisel bir savunudan çok tarihsel koşullara işaret eden bir tespitti. Mehmet Akif ise şiirle muhalefet etti. Safahat’ta Abdülhamid’i istibdatla suçladı, şeriatın korku aracı olarak kullanıldığını savundu. Hürriyet onun için imanî bir değerdi. Ancak Mısır’daki son yıllarında “i’tizar ve itiraflarım olacak” demesi, zihinsel bir dönüşümün işaretiydi. 1908 sonrasında İttihat ve Terakki’nin uygulamaları, birçok İslamcı için yeni bir hayal kırıklığı oldu. Abdülhamid’e yöneltilen istibdat eleştirileri, daha ağır bir merkeziyetçilikle karşılaştı. Böylece mesele kişisel olmaktan çıktı; “hangi rejim?” sorusu yerini “kim yönetecek ve nasıl hesap verecek?” sorusuna bıraktı. Bu dosya bize şunu gösteriyor: Tarihi sadece kişiler üzerinden okumak eksik kalıyor. Koşullar, zihniyetler ve iktidar mekanizmaları birlikte değerlendirildiğinde anlam kazanıyor. Abdülhamid’e muhalefet eden İslamcılar, halifeye rağmen İslam’ın şura ve adalet ilkelerini savunduklarını düşündüler. Ancak tarihin akışı, onları da zor sorularla yüzleştirdi. Rubicon Tarih’in WhatsApp Kanalı’na katılmak için: https://whatsapp.com/channel/0029VaBd... Rubicon Tarihi instagramdan takip etmek için: / rubicontarih Rubicon Tarihi Tiktok'tan takip etmek için: / rubicontarih Türk Siyasi Tarihi Siyasi Tarih Popüler Tarih Siyaset Politika