У нас вы можете посмотреть бесплатно (107) 29.Mektup 3.Kısım | Tevafuklu Kur'ân'ın yazılması ve tevafukata dair latif numuneler. или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
107 Mektubat 2. kısım 29. Mektub 3. Risâle olan 3. Kısım. Sayfa 289, 290 (Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha) MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT • MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT Üçüncü Risâle olan Üçüncü Kısım Kur’ân-ı Mu‘cizü’l-Beyân’ın iki yüz aksâm-ı i‘câziyesinden nakşî bir kısmını gösterecek bir tarzda, Kur’ân-ı Azîmüşşân’ı, Hâfız Osman hattıyla taayyün eden ve Âyet-i Müdâyene mikyâs tutulan sahîfeleri ve Sûre-i İhlâs vâhid-i kıyâsî tutulan satırları muhâfaza etmekle beraber; o nakş-ı i‘câzı göstermek tarzında bir Kur’ân yazmaya dâir mühim bir niyetimi, hizmet-i Kur’âniyedeki kardeşlerimin nazarlarına arz edip meşveret etmek ve onların fikirlerini istimzâc etmek ve beni îkāz etmek için şu kısmı yazdım. Onlara mürâcaat ediyorum. Şu Üçüncü Kısım Dokuz Mes’ele’dir. Birinci Mes’ele: Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın envâ‘-ı i‘câzı kırka bâliğ olduğu, İ‘câz-ı Kur’ân nâmındaki Yirmi Beşinci Söz’de burhânlarıyla isbat edilmiş. Bazı envâı tafsîlen, bir kısmı icmâlen, muannidlere karşı dahi gösterilmiş. Hem Kur’ân’ın i‘câzı, tabakāt-ı insaniyede kırk tabakaya karşı ayrı ayrı i‘câzını gösterdiği, On Dokuzuncu Mektub’un On Sekizinci İşareti’nde beyân edilmiş. Ve o tabakātın on kısmının ayrı ayrı hisse-i i‘câziyelerini isbat etmiş. Sâir otuz tabaka-i âhar, ehl-i velâyetin muhtelif meşrebler ashâbına ve ulûm-u mütenevvianın ayrı ayrı ashâblarına ayrı ayrı i‘câzını gösterdiğini; onların ilmelyakîn, aynelyakîn, hakkalyakîn derecesinde Kur’ân hak kelâmullâh olduğunu îmân-ı tahkîkîleri göstermişler. Demek, her biri ayrı ayrı bir tarzda bir vech-i i‘câzını görmüşler. Evet, ehl-i ma‘rifet bir velinin fehmettiği i‘câz ile, ehl-i aşk bir velinin müşâhede ettiği cemâl-i i‘câz bir olmadığı gibi, muhtelif meşâribe göre cemâl-i i‘câzın cilveleri değişir. Bir ilm-i usûlü’d-dîn allâmesinin ve bir imamının gördüğü vech-i i‘câz ile, fürûât-ı şerîattaki bir müctehidin gördüğü vech-i i‘câz bir değil ve hâkezâ. Bunların tafsîlen ayrı ayrı vücûh-u i‘câzını göstermek elimden gelmiyor, havsalam dardır, ihâta edemiyor. Nazarım kısadır, göremiyor. Onun için yalnız on tabaka beyân edilmiş, mütebâkîsi icmâlen işaret edilmiş. SAYFA 290 Şimdi o tabakalardan iki tabaka, Mu‘cizât-ı Ahmediye Risâlesi’nde çok îzâha muhtaç iken, o vakit pek noksân kalmıştı. Birinci Tabaka: Kulaklı tabaka ta‘bîr ettiğimiz âmî avâmdan, yalnız kulak ile Kur’ân’ı dinler, kulak vâsıtasıyla i‘câzını anlar. Yani der: “Bu işittiğim Kur’ân, başka kitaplara benzemez. Ya bütününün altında olacak; veya bütününün fevkınde olacak.” Umumun altındaki şık ise, kimse diyemez ve dememiş. Şeytan dahi diyemez. Öyle ise umumun fevkındedir. İşte bu kadar icmâl ile On Sekizinci İşaret’de yazılmıştı. Sonra onu îzâh için Yirmi Altıncı Mektub’un Huccetü’l-Kur’ân-ı Alâ Hizbi’ş-Şeytân nâmındaki Birinci Mebhası, o tabakanın i‘câzdaki fehmini tasvîr ve isbat eder. İkinci Tabaka: Gözlü tabakasıdır. Yani âmî avâmdan veyahud aklı gözüne inmiş maddiyyûnlar tabakasına karşı Kur’ân’ın göz ile görünecek bir işâret-i i‘câziyesi bulunduğu, On Sekizinci İşaret’de da‘vâ edilmiş. Ve o da‘vâyı tenvîr ve isbat etmek için, çok îzâha lüzûm vardı. Şimdi anladığımız mühim bir hikmet-i Rabbâniye cihetiyle o îzâh verilmedi. Pek cüz’î birkaç cüz’iyâtına işaret edilmişti. Şimdi o hikmetin sırrı anlaşıldı. Ve te’hîri daha evlâ olduğuna kat‘î kanâatimiz geldi. Şimdi o tabakanın fehmini ve zevkini teshîl etmek için, kırk vücûh-u i‘câzdan göz ile görülen bir vechini, bir Kur’ân’ı yazdırdık ki, o yüzü göstersin. Bu üçüncü kısmın mütebâkî mes’eleleri ile Dördüncü Kısım, tevâfukāta dâir olduğu için, tevâfukāta dâir olan fihriste ile iktifâ edilerek burada yazılmamışlardır. Yalnız Dördüncü Kısma âit bir ihtâr ile Üçüncü Nükte yazılmıştır.