У нас вы можете посмотреть бесплатно VEDA İZİ или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
VEDA İZİ Eski bir saatin kadranında unuttuk biz ilkbaharı, Yelkovan her döndüğünde, biraz daha eksildik kendimizden. Odamın duvarlarına çarpan o sağır sessizlik, Aslında binlerce söylenmemiş cümlenin ağır yüküydü. Penceremden sızan ışık, artık evi aydınlatmıyor, Sadece tozlu raflardaki o yarım kalmış hikâyeleri hatırlatıyor bana. Sen, uzak bir rüyanın en gerçek yerinde duran, Bakışları denizi andıran o sisli liman kentisin. Hangi gemiye selama dursam, Kalbimin pusulası hep senin yalnızlığını gösterdi, Hangi yöne gitsem, adımlarım o ilk vedanın çatlağına takıldı. Meğer insan, kaçtığı her yere kalbini de götürürmüş, Ve her durak, bir öncekinden daha fazla 'sen' kokarmış. Gözlerimi kapattığımda başlayan o uzun gece, Yıldızların bile birbirine küstüğü bir karanlık şimdi. Geçmişi bir tespih tanesi gibi çekiyorum parmaklarımın arasında, Her tane, başka bir kırgınlık; her tane, başka bir 'belki'. Zamanın kumaşındaki o yırtığı dikmeye çalıştıkça, İğne uçları hep kendi göğsüme batıyor, kanıyor hayallerim. Şimdi bu kentin meydanlarında yabancı bir yüzüm, Kendi sesimin yankısından bile irkilecek kadar yorgun. Hangi sokağa girsem, bir çocuk ağlıyor enkazların altında, O çocuk benim, o enkaz ise kurduğumuz o kâğıttan şatolar. Rüzgâr, kapı altlarından sızarken adını fısıldamayı bıraktı, Artık sadece, o büyük unutuşun soğuk nefesi dolanıyor odalarda. Masa üzerinde biriken o mektup yığınları, Mürekkebi kurumuş, umudu yorulmuş birer kâğıt parçası. Hepsinde aynı soru, hepsinde aynı cevapsız boşluk: Neden her başlangıç, kendi sonunu içinde saklar? Kelimeler, aramıza örülen o aşılmaz duvarların harcıymış, Biz konuştukça yükseldi o duvarlar, biz anlattıkça kapandı kapılar. Şimdi o duvarların gölgesinde, güneşin batışını bekliyorum, Elimde kalan tek şey, o günkü suskunluğumuzun buruk tadı. Bir zamanlar gölgesinde serinlediğimiz o ulu çınar, Şimdi yapraklarını dökmüş, çıplak dallarıyla gökyüzünü suçluyor. Toprak öyle kuru, öyle çatlak ki; hiçbir yağmur dindiremez bu susuzluğu. Seninle yürüdüğümüz o yolların üzerinde yabani otlar bitmiş, İzimiz silinmiş, kokumuz dağılmış, sesimiz uçup gitmiş... Geriye sadece, rüzgârın savurduğu o külden hatıralar kalmış, Bir de aynalarda gördüğüm, tanımakta güçlük çektiğim bu gölge. Artık ne bir bekleyişin heyecanı var içimde, ne de bir gidişin sızısı. Sadece çok uzaklardan duyulan bir tren düdüğünün o ince kederi. Dünya kendi ekseninde dönerken beni çoktan dışarı atmış, Ben, yörüngesini kaybetmiş bir yıldız gibi boşlukta süzülüyorum. Belki bir gün, o büyük denizin en derin yerinde buluşuruz, Tüm seslerin sustuğu, tüm renklerin birbirine karıştığı o yerde. Ve o son perde indiğinde anlayacağım; Bu hayat, seninle başlayıp sensizlikle biten bir cümleden ibaretti. Noktası konulmuş, öznesi yitik, yüklemi ağır bir cümle... Gözlerimde biriken o son damla, sana değil, o güzel günlerin anısına, Toprağa düşerken bıraktığı o ıslak iz, benim son imzam olsun bu dünyaya. Cemre Yaman