У нас вы можете посмотреть бесплатно 034. İbni Haldun ve Mukaddime - Ocak 2025 или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Merhabalar, 28.01.2025 tarihinde gerçekleştirdiğimiz hukuk felsefesi söyleşimizde, İbn Haldun’un toplum, tarih, siyaset, hukuk ve özellikle hukuk sosyolojisine yaptığı özgün katkılar ele alınmıştır. Söyleşide, İbn Haldun’un başyapıtı olan Kitâbü’l-İber’in önsözü niteliğindeki Mukaddime üzerinden geliştirdiği düşünce sistemi incelenmiş; bu sistemin modern sosyal bilimler açısından taşıdığı önem tartışılmıştır. Söyleşinin özetine geçmeden önce belirtmek isteriz ki, Şubat ayı hukuk felsefesi söyleşimiz 25.02.2025 tarihinde gerçekleştirilecektir. Bu söyleşide Niccolò Machiavelli’nin Prens adlı eseri esas alınarak siyaset felsefesi, hukuk felsefesi ve siyaset bilimine yaptığı katkılar ele alınacaktır. İbn Haldun, 1332 yılında Tunus’ta doğmuş, çok yönlü bir eğitim almış ve yaşamı boyunca hem ilmi hem de siyasi görevlerde bulunmuştur. Devlet yönetimi içinde edindiği tecrübeler, onu yalnızca bir tarihçi değil; toplumu, devleti ve iktidarı gözleme dayalı biçimde analiz eden özgün bir düşünür haline getirmiştir. En önemli eseri olan Kitâbü’l-İber, yedi ciltten oluşmakta; bu eserin ilk cildi zamanla bağımsız bir eser niteliği kazanan Mukaddime’yi oluşturmaktadır. Mukaddime, tarih, sosyoloji, siyaset, ekonomi ve hukuk alanlarında sistematik analizler içeren bir eserdir. İbn Haldun bu eserinde “umran ilmi” adını verdiği yeni bir bilim dalı kurarak, insan toplumunu bağımsız bir inceleme alanı haline getirmiştir. Umran, en genel anlamıyla toplum ve medeniyet hayatını ifade eder. İbn Haldun’a göre tarih, yalnızca olayların aktarımı değil; bu olayların arkasındaki sosyal, ekonomik ve siyasal sebeplerin anlaşılmasıdır. Bu nedenle tarih yazımı, eleştirel bir yönteme dayanmalı ve toplumsal gerçeklik göz önünde bulundurulmalıdır. İbn Haldun’un düşünce sisteminde öne çıkan temel kavramlardan biri “asabiyet”tir. Asabiyet, toplumsal dayanışmayı ve bir grubun birlikte hareket etme gücünü ifade eder. Devletlerin kuruluşunda ve yıkılışında belirleyici rol oynayan bu kavram, özellikle göçebe toplumlarda güçlüdür. İbn Haldun, bedevî (göçebe) ve hazerî (yerleşik) toplum ayrımı üzerinden toplumsal dönüşümleri açıklar. Bedevî toplumlarda asabiyet güçlü iken, yerleşik hayata geçildikçe bu bağ zayıflar ve devlet yapısı karmaşıklaşır. İbn Haldun’a göre cemiyet, devletten önce gelir. İnsanlar henüz devlet kurmadan önce de örf ve adetlere dayalı bir düzen içinde yaşarlar. Devletin ortaya çıkışı, toplumsal ihtiyaçların ve güç ilişkilerinin bir sonucudur. Bu noktada “riyaset” ve “mülk” ayrımı önem kazanır. Riyaset, göçebe topluluklardaki sınırlı liderliği ifade ederken; mülk, yerleşik toplumlarda ortaya çıkan, kural koyma ve zor kullanma yetkisine sahip egemenliği, yani devleti ifade eder. Devletle birlikte hukuk da organize bir nitelik kazanır. İbn Haldun’un hukuk sosyolojisine katkısı, hukuku soyut normlar bütünü olarak değil; toplumsal yapının bir ürünü olarak ele almasıdır. Hukuk, toplumun ekonomik yapısı, kültürü ve güç ilişkileriyle birlikte şekillenir. Bu yaklaşım, onu Montesquieu, Durkheim ve Comte gibi modern sosyal bilimcilerin öncüsü konumuna getirmiştir. İbn Haldun, hukuku ve devleti teolojik açıklamalardan ziyade seküler ve rasyonel bir çerçevede ele alarak, sosyal bilimlerde bilimsel yöntemin erken bir örneğini sunmuştur. Sonuç olarak İbn Haldun, Mukaddime ile tarih, sosyoloji ve hukuk alanlarında çağını aşan bir düşünce sistemi kurmuştur. Toplumların doğuşunu, gelişimini ve çöküşünü belirli yasalar çerçevesinde ele alması; onu yalnızca İslam düşüncesi içinde değil, dünya düşünce tarihinde de özgün ve öncü bir konuma yerleştirmektedir.