У нас вы можете посмотреть бесплатно Jean-Paul Sartre Bulantı или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Bulantı: Varoluşun Çıplak Haliyle Karşılaşınca, murAT uluAT Jean Paul Sartre’ın Bulantı romanı, otuzlu yaşlarında bir tarihçi olan Antoine Roquentin’in Bouville adlı kurgusal liman kentinde tuttuğu günlüklerden oluşur. Dışarıdan bakınca sakin bir adamın sıradan günleri gibidir. Ama romanın asıl konusu şudur: İnsan bir an gelir, dünyayı “alışkanlık perdesi” kalkmış halde görür. O anda nesneler, insanlar ve hatta kendi bedeni bile “açıklanamaz” hale gelir. Roquentin’in yaşadığı “bulantı” mide rahatsızlığı değildir. Bir tür varoluş sarsıntısıdır. Nesneler artık “ne işe yaradığıyla” görünmez, sadece “orada oluşuyla” görünür. Islak bir çakıl taşı, bir kapı kolu, bir sandalye… Hepsi bir anda anlamdan sıyrılır ve çıplak varoluşlarıyla insanın üstüne gelir. Bu yüzden bulantı, tiksinti gibi hissedilir: Çünkü dünyada her şeyin var oluşu fazlalık gibi görünmeye başlar. Kırılma noktası park sahnesidir. Roquentin bir atkestanesi köküne bakarken, kelimelerle nesneler arasındaki bağ kopar. Kök “kök” olmaktan çıkar; sadece ağır, anlamsız, taşkın bir varlık olur. Roquentin burada “olumsallık” gerçeğini yakalar: Hiçbir şeyin var olmak için zorunlu, mantıklı bir nedeni yoktur. Her şey öylesine vardır. Bu kavrayış onu korkutmaz sadece, aynı zamanda iğrendirir; çünkü “neden” arayan zihin, “neden yok” gerçeğine çarpar. Bu farkındalık Roquentin’in geçmişle ilişkisini de yıkar. Marquis de Rollebon üzerine yaptığı tarih araştırmasını bırakır. Çünkü geçmiş ona göre artık yaşayan bir gerçeklik değildir; sadece şimdide kurulan bir anlatıdır. Ölü birinin hikâyesi, yaşayan birinin varoluşunu haklı çıkaramaz. Roquentin ayrıca şunu fark eder: Hayat yaşanırken olaylar sadece olur ve geçer, ama anlatıldığında “serüven”e dönüşür. Çünkü anlatıda bir son vardır ve son, baştan itibaren anlam yanılsaması üretir. Roquentin hayatını bir roman kahramanı gibi yaşayamayacağını anlar; çünkü gerçek yaşam, düzenli bir hikâye gibi akmaz. Romanın insanları da bu varoluş sıkışmasını farklı şekillerde temsil eder. Kütüphanede alfabetik sırayla kitap okuyan Autodidacte, naif hümanizmi ve “insan sevgisini” temsil eder. Roquentin ise bu sevgiyi samimi bulmaz; ona göre bu, varoluşun boşluğundan kaçmak için uydurulmuş soyut bir sığınaktır. Eski sevgilisi Anny, hayatı “yetkin anlar” yaratarak estetize etmeye çalışmıştır: Sanki doğru ışık, doğru söz, doğru sahne olursa hayat kusursuz bir anlam kazanacaktır. Ama o da sonunda bunun boş bir kurgu olduğunu görmüş, tutkusunu kaybetmiştir. Bouville’in saygın burjuvaları ise müzedeki portrelerinde “haklı” ve “yerli yerinde” görünür: Unvanlar, başarılar, toplum onayı… Roquentin bunların hepsini bir varoluş makyajı gibi görür. Sanki insanlar, var olma “fazlalığını” sınıf ve statüyle gizlemeye çalışır. Roquentin’in en sert keşfi şudur: Kendisi de “fazlalık”tır. Ne o, ne başka biri, var olmayı hak eden özel bir neden taşır. Bu duygu insanı felç edebilir. Ama romanın sonunda bir çıkış kapısı belirir: sanat. Roquentin bir kafede “Some of These Days” adlı caz kaydını dinlerken şunu hisseder: Melodinin yapısı “zorunlu” gibidir. Sanki notalar rastgele değil, kaçınılmaz biçimde birbirine bağlanır. Bu kısa an, bulantıyı hafifletir. Çünkü sanat, dünyadaki olumsallığa karşı insanın kurduğu biçimdir. Bu yüzden Roquentin bir tarih kitabı yazmak yerine bir roman yazmaya karar verir. Ama amaç “gerçeği örtmek” değildir. Amaç, bu saçma varoluşun içinden bir biçim çıkarmaktır. Anlam hazır bulunmaz; yaratılır. Bulantı, bugüne de aynı şeyi söyler: Etiketler, roller, sosyal kimlikler insanı geçici olarak rahatlatır ama kökteki soruyu çözmez. İnsan, varoluşun ağırlığıyla yüzleşmek zorundadır. Ve eğer dayanacaksa, kendi anlamını kuracağı bir yaratım alanı bulmalıdır.