У нас вы можете посмотреть бесплатно Saklı Mektuplar или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Saklı Mektuplar Adını bir kağıda sığdırmaya çalışmak; ucu kırık bir kalemle, dibi görünmeyen bir boşluğun sınırlarını çizmek gibi. Kelimeler dilimin ucunda kuruyor; sesim henüz sana varmadan, bu odanın rutubetli sessizliğinde yok olup gidiyor. Zarfın içine koyduğum kağıt değil aslında; bir ömrün kendi eliyle hazırladığı o sessiz tutanak. Ben seni beklerken meğer her gün biraz daha eksilmişim, fark etmeden kendimi tüketmişim. Veda bile etmeyen o kopuş; göğüs kafesimde aniden duran bir saatin yarattığı o ağır ve dilsiz sarsıntı. Parçalarımı toplamaya çalışırken, en çok o hiçbir şey değişmemiş gibi duran mesafeli rahatlığın çarptı yüzüme. Bakışların diyorum; insanın en savunmasız anında karşılaştığı o buzdan ve dilsiz gerçeklik... Giderken ardında nefes alacak tek bir delik bile bırakmadın; sadece bu ağır sessizliği üzerime bıraktın. Varlığın hiç tutulmamış bir sözdü; yokluğun ise masanın üzerinde duran, her gün bakmak zorunda kaldığım o boş tabak gibi somut. Beni öyle bir eşikte bıraktın ki artık ne geri dönecek bir yerim var ne de ileriye gidecek bir niyetim. Bu sarı kağıtlar, yıkılan bir şehrin enkazı altında kalan son çırpınışların listesi; Okusan ne değişir bilmem ama ben yazarken her harfte seni içimden söküp attım. Aynadaki bu yabancı surat senin eserin; gurur duyabilirsin yarattığın bu döküntüyle. Parmak izlerin hâlâ boğazımda kurumuş bir düğüm; nefes alırken bile senin o gitmek bilmeyen soğuk kokunu soluyorum. Yeniden başlamaya niyetlendiğim her yer, Dönüp dolaşıp senin o ördüğün duvar sessizliğine çıkıyor. Mühürlediğim her zarf, dibi görünmeyen bir kuyuya fırlatılmış, sesi bile gelmeyen birer taş parçası. Seni sevmek; çalışmayan bir asansörün kapısında saatlerce beklemek kadar anlamsız ve yorucuydu. İnsan sustukça birikir derler ya; ben sende birikip yine sende taştım. Şimdi bu ağırlık mevsimden değil, sırtımda taşıdığım o anlamsız geçmişin yükünden. Cümlelerin sonuna nokta koymuyorum; yarım kalmış bir işin, sonu gelmeyen bir borcun noktası olmaz. Soru işaretlerim boğazımda birer kılçık; sustuklarım ise kafamın içinde bağırıp duran birer gürültü. Seni affetmek, kendime ihanet etmekle aynı şey artık; kendi ruhumu bir kez daha kurban etmek demek. Zaten affetmek; karşı tarafın suçunu kendi sırtına yüklenmekten başka nedir ki? Hatırlamak; paslı bir metalle her sabah aynı yarayı deşmekten farksız. Unutmak ise o metalin sapını kalbinde bırakıp, o kör ağrıyla yaşamaya alışmak... Ben ne unutabildim ne de o yarayı kapatabildim; sadece o sızıyla beraber yürümeyi öğrendim. Bu mektuplar sana gitmeyecek; adresler silindi, yollar bitti, senin gittiğin tarafta artık kimse yaşamıyor. Sen bu hikâyede sadece bir figürandın; oysa ben seni bir şey sanıp tüm ömrümü, ruhumu harcadım. Beni öyle bir yerde bıraktın ki ne duracak bir yerim kaldı ne de gidecek bir yolum. Gökyüzü bile dar geliyor artık; yıldızlar senin gözlerinin kötü birer taklidi, sahte ve aldatıcı. Kendi karanlığımı aydınlatmaya çalışırken meğer ben senin gölgeni ışık sanmışım; acı bir yanılsamaya kanmışım. Sitem etmiyorum artık, bu ağır yenilgiyi masaya bırakıp kalkıyorum; her şeyini kaybetmiş bir kumarbaz gibi. Eğer başarın birini eksiltmekse tebrik ederim, bunu gayet iyi becerdin. Ama şunu unutma; bir binayı yerle bir ettikten sonra geri dönsen de hiçbir duvarı bıraktığın gibi bulamazsın. Zamanın damarlarını kestiğim bu saatlerde, kelimelerim artık senin kapında nöbet tutmayı bıraktı. Zarfın ağzını kapatırken aslında bir devrin üzerine son toprağı atıyorum, bir mezarı mühürlercesine. Sana ait ne varsa bu kağıtlarda; bende kalan sadece bu devasa, dilsiz ve acımasız hiçlik. Mektuplar burada kalacak, sırlar bende; acı ise artık benim tek gerçeğim... Cemre Yaman