У нас вы можете посмотреть бесплатно 3- RİSALET-İ AHMEDİYE'YE DAİR / 19. Söz, 3. Reşha или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
/ sozlerdersi https://drive.google.com/file/d/1vuTD... 2:27 Nübüvvetin birinci vasfı: sıdk (doğruluk). Doğruluk sadece “yalan söylememe” mânâsına gelmiyor. “Söylediğin sözün vakıaya mutabık olması”nı kasdediyoruz. Bu sadece nesnel meseleler için değil, iç dünya itibariyle de geçerli. Mesela siz, olmadığınız vasıflarla yâdedilmekten hoşnut oluyorsanız; bu da sıdk anlamda bir arıza demektir. Yani sıdk bir karakter meselesidir. 6:46 “Eğer istersen, gel, Asr-ı Saadete, Ceziretü'l-Araba gideriz. Hayalen olsun, onu vazife başında görüp ziyaret ederiz.” “Hayalen gitmek” üç şekilde ele alınabilir: (1) Âyetlerin bir esbâb-ı nüzulü var, hadislerin bir esbâb-ı vürudu* var. Bu sebeple olayları kendi şartları içerisinde anlamamız gerekiyor. *{vârid olmak: (tasavvufta) ilhâm olmak} {Anakronizme düşmemek için bu zamandan tecerrüt etmek lazım. Mesela Efendimizin ümmî olması, O’nun için bir nakise değildi. Onun zamanında kimse onu bu konuda eleştirmiyordu. Kanaat önderlerinin birçoğu ümmî idi. (Anakronizm: kişi, nesne veya olayların kendi gerçek zaman ve mekânlarından kopartılıp farklı bir çerçeveye oturtulması)} (2) Hayal âleminde oralara gitmek, hayal âlemi âlem-i misal ile irtibatlıysa onları seyretmek mümkün. Gökyüzüne baktığımızda belki de bin sene önce ölmüş yıldızların bize ulaşan ışıklarını görebiliyoruz. “Ashabım gökteki yıldızlar gibidir.” Sahabeler fizikî olarak öbür âleme geçmiş olsalar da, halen yaşıyorlar gibi onlardan bahsetmek gerekir, tâ ki onların ışığı bize geçsin. (3) Siyer-i Nebî’yi okuyunuz, emr-i manevîsi olarak da anlaşılabilir. 12:58 “Hüsn-ü sîret ve cemâl-i suretle mümtaz bir zât”: Allah Resûlü aynaya baktığı zaman “Allah’ım! Yaratılışımı güzel kıldığın gibi ahlakımı da güzelleştir.” diye dua ederdi. “Meşhur ulema-i Benî İsrailiyeden Abdullah ibni Selâm gibi pek çok zâtlar, yalnız o Zât-ı Ekrem aleyhissalâtü vesselâmın simasını görmekle, "Şu simada yalan yok; şu yüzde hile olamaz" diyerek imana gelmişler.” (19. Mektup) 14:25 “elinde mu'ciznümâ bir kitap, lisanında hakaik-âşinâ bir hitap,”: وَاَنْزَلَ اللّٰهُ عَلَيْكَ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ “Allah sana kitabı (Kur’an’ı) ve hikmeti indirmiş (…)” (Nisa Sûresi/113. Ayet) Hikmet dendiği zaman Sünnet-i Seniyye kasdediliyor. {“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın Sünnet-i Seniyyesinin menbaı üçtür: akvâli, ef'âli, ahvâli” (11. Lem’a)} 28:16 Komadan çıkan kişinin ilk sorduğu soru: “Ben neredeyim?” “Saat kaç?” İnsanın zaman-mekân oryantasyonunu sağlaması onun için çok önemli. Aslında bu dünyaya geldikten sonra da bu tür sorular sorması onun şuurlu olmasının gereği. Onu hayvanların üstüne çıkaran şey, zîşuur olması, bu soruları sorması. Şuurun gereğini yapmadığı zaman, bu kavramsal şemanın içine girmemiş oluyor. “Yoksa gerçekten onların çoğunun (söz) dinleyeceklerini veya akıl erdireceklerini mi sanıyorsun? Onlar ancak hayvanlar gibidir; hattâ onlar yolca daha sapıktırlar.” (Furkan Sûresi/44. Ayet) derken Kur’an hakaret etmiyor, tanım yapıyor. Bir insanın insan olabilmesi için bu sorular üzerinde düşünmesi gerekiyor: "Necisin? Nereden geliyorsun? Nereye gidiyorsun?" Yoksa bunları düşünmeden sadece zevk ederek yaşamak, insanı insanlıktan düşürür. 32:53 Felsefe der ki, insan aklı bu sorulara cevap vermek için yeterlidir. Din ise der ki, insan aklı bunların cevabını anlamak için vardır. Bunlar ancak nübüvvetin bildirmesi ile bilinebilir. Akıl, kendisine bildirilene mutabakat ile tasdik etme makamındadır. 37:42 “(…) Dünyadaki işimiz de, o saadet-i ebediye yollarını temin etmekle re'sü'l-malımız olan istidatlarımızı nemalandırmaktır.” (İşârâtü’l-İ’câz) 39:05 Bir İngiliz, bir Fransız, bir Alman, bir de Müslüman; uyandıkları vakit kendilerini bir uçakta buldular. İngiliz, yemeye içmeye ve önündeki ekrandan eğlenceye daldı. Fransız, FirstClass’a gözünü dikti. Alman, uçağın teknolojisini anlatan bir kartelaya daldı. (Potansiyel) Müslüman kalktı dedi ki: “Neredeyiz, saat kaç, ben kimim?” gibi, cevabını bulamadığı takdirde onu çıldırtacak olan, son derece insanî sorular sordu. Birden pilotun anonsunu işittiler: “Ben kaptan pilotunuz Muhammed aleyhisselam. Bu dünya dediğimiz uçak Haşir meydanına inecek. Sizi bu uçağa bindiren zât, başka binlerce uçağı bulunan havayolları şirketinin sahibidir. Sizi şöyle bir yere sevketmek istemektedir. Ben gittim, gördüm, oralar çok güzeldir (…).” Bilimin, felsefenin söyledikleri bu sorulara cevap vermiyor. Eğlence ile gözü kapamakla seyahat durmuyor. 47:48 Sadece uhrevî değil, dünyevî olarak da mü’min mutludur. Çünkü bu sorulara muknî ve makbul cevap almıştır.