У нас вы можете посмотреть бесплатно 1- RİSALET-İ AHMEDİYE'YE DAİR / 19. Söz, 1. Reşha или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
/ sozlerdersi https://drive.google.com/file/d/1fVxn... 11:35 Kur’an-ı Kerîm’de Allah Resûlü (aleyhissalatü vesselam) miraca çıktığı zaman ona en büyük delilin gösterildiği söyleniyor. Üstad Hazretleri, Efendimiz’in perdesiz doğrudan doğruya Cenâb-ı Allah ile görüştüğünü söylüyor. Muhât olan (kapsanan), muhît olanı (kapsayanı) ihâta edemez (kapsayamaz). Yani mahluk, Hâlık’ı idrak edilemez (Bir’i ancak, Bir bilir [mutlak gayb]). Dalgıçlar büyük bir okyanusun dibindeki geniş bir hazineye ulaşmak için dalsa, hepsi kendi kapasitesine göre cevherlerle döner. İnsan-ı kâmil bile olsa, onun Cenâb-ı Hakk’ı bilişi sınırlıdır ve bu biliş kendisi için bir âyet (delil) olarak kalır. En mükemmel biliş ise Allah Resûlü’nün (aleyhissalatü vesselam) bilişidir. Onun Miraç’ta kazandığı marifet ufku, âyet-ül kübrâ oluyor. “And olsun ki, Rabbisinin delillerinden en büyüğünü gördü.“ (Necm 18.) 23:30 “şu kitab-ı kebîrin âyet-i kübrâsı olan Hâtemü'l-Enbiyâ aleyhissalâtü vesselâm” (Cenâb-ı Hakk’ı en mükemmel biliş Allah Resûlü’ne ait olduğu gibi, en mükemmel bildiriş de yine Ona aittir.) 27:16 İnsan konuşarak düşünür. Yani dille düşünür. Diliniz, kelimeleriniz düşüncelerinizi belirler. Kelime hazneniz ve o kelimelerin zihninizdeki karşılığı önemlidir. Teferruat bir mesele değildir. Bir müslüman dilini elit seviyede konuşmalıdır. 29:00 “(…) insan kafasındaki kàbiliyet-i nutuk ve beyana o derece ulvî cihazat ve istidat verdi ki, Sultan-ı Ezelîye muhatap olacak bir makamda inkişaf ettirdi, terakki verdi.” (20. Mektup) İnsan Cenâb-ı Allah’ın kelamını yine O’na okuyor. Halbuki etten-kemikten bir şeysin; ancak beyan ve nutuk makamına çıkmışsın. 30:10 “burhan-ı nâtıkı olan Hâtemü'l-Enbiyâ (sas)” Burhan-ı nâtık, yani konuşan delil. Kul farzlar ve nafileler ile o derece Allah’a yaklaşır ki, Allah onun konuşan dili olur. Nebiler, Cenâb-ı Allah’ın konuşan dilidir. Onlarda konuşan Allah’tır. 32:46 Efendimiz’in; Miraç’ta Cenâb-ı Allah ile görüşen, meleklerin ona kaldırım taşı olduğu manevî şahsiyetini tanımazsan, modernist bir İslamcı nazarla O’nu tanımaya çalışsan “vahyin postacısı” gibi görürsün. Ondokuzuncu Mektup münkirlere değil, bu zamanın modernist müslüman zihniyetine yazmış. 35:24 “o burhanın şahs-ı mânevîsine bak: Sath-ı arz bir mescid, (…)” Efendimiz’den önce hiçbir nebi “Yâ eyyühen nâs” hitabı ile gelmemiş. Hepsi “Ey kavmim” demişler. Yalnız Allah Resûlü tüm esmâya mazhar olması itibariyle tüm insanlara hitap etmiş. Tüm yeryüzü O’na mescid kılınmış*. “Benim ismim her yerde duyulacak” buyurmuş (müjde veya manevî emir olarak da anlaşılabilir). *{“Yeryüzü bana mescid yapıldı ve temiz kılındı” (Buhârî, “Salât”, 56)} 36:28 “Mekke bir mihrap, Medine bir minber;” Mihrapta namaz kıldırılır, minberde hutbe îrad edilir (pratik meseleler konuşulur). Mekkî ayetler imana, Medenî ayetler ise İslamî pratiklere dairdir. 41:23 “Bütün enbiyaya reis”: Miraçta herbir dairede bir nebî ile görüşüyor, onlara namaz kıldırıyor. 41:55 “Bütün evliyaya seyyid”: Bir talebe hocasını geçebilir; fakat Efendimiz’e tâbi olmakla O’na talebe olan hiçbir zât (kendi hususî alanında dahi) O’nu geçememiş. Mevlâna aşkta, İbn-i Arabî marifette, Abdulkadir Geylani ubudiyette, Bediüzzaman hikmette O’nu geçememiş. 46:40 “bütün enbiya ve evliyadan mürekkep bir halka-i zikrin serzâkiri” Bir zikirden diğer bir zikire serzâkir vesilesi ile geçilir. 48:32 “Ey felâket, helâket asrının adamı”, yani sahibi. Sahibüzzaman. Hidayet hareketinin başında duran zât. O rüya-yı sâdıka müceddidliğe bilfiil başlamasının seremonisi oluyor. 50:55 Peygamberlerin en zor dönemleri, aynı zamanda manevî terakkilerinin de zirveleridir. Bu zirveyi yakalamak, bu zor dönemlerindeki bir duanın neticesi oluyor. Bu dualar Kur’an’da yer alıyor. Kur’an ise ezelî bir kelam. Demek Efendimiz’in nasibi olan Kur’an-ı Hakîm’deki bir âyetin onlara medet etmesi ile kurtuluyorlar. 52:34 “bütün enbiya hayattar kökleri, bütün evliya tarâvettar semereleri bir şecere-i nuraniye” Risale-i Nur kâinatı bir “şecere” {kâinat ağacı (şeceretü’l-kevn)} olarak anlattığı yerde kâinat ile hakikat-i Muhammediye arasındaki ilişkiyi, “kitap” olarak anlattığı zaman kâinat ile Kur’an arasındaki münasebeti, “fabrika (veya saray)” olarak anlattığında ise kâinatın bizzat tekvîne bakan yönünü anlatır. 55:20 “binler muhtelif âlemleri tazammun eden kâinatın çekirdek-i aslîsi ve menşei, kuru bir madde olamaz.” (31. Söz): Bu BigBang’e cevaptır. Maksimum kütlede minimum hacimde bir madde ile oluşmuş olabilir. Ancak onun da aslı, özü vardır. Efendimiz “Adem insan ile çamur arasındaydı, ben nebiydim” buyurmuştur. “Vardım” demiyor, “nebiydim” diyor. “Bir nevi âlem gibi olan muazzam çam ağacını, buğday tanesi kadar bir çekirdekten halk eden Kadîr-i Zülcelâl, şu kâinatı nur-u Muhammedîden (sas) nasıl halk etmesin veya edemesin?” 58:00 Peygamberlerin makamları gaybdadır. Tuba ağacının kökünün yukarıda olması gibi, gayba kök salmışlardır. Efendimiz gaybın son habercisidir.