У нас вы можете посмотреть бесплатно Habname - Beynebeyn | Ottoman Rap | Experimental Turkish Hip-Hop или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Mest-i müdam gözlerimde hicran izi kaldı, Sâki-i devrân elinden zehr-i nâb içtim yine. Gözlerimde sürekli sarhoşluğun bıraktığı ayrılık izi kaldı; sâki-i devrân (kaderi/feleği temsil eden saki) elinden katıksız zehir içtim yine. Âşinâ sandım felekleri, döndü bîgâne, Kendime yabancı düştüm, garib-i mutlak içtim yine. Gökleri tanıdık sandım, yabancıya döndüler. Kendime yabancı düştüm, mutlak garipliği içtim yine. Harf-i evvel silinirken levh-i mahfuzdan, İsmim ne idi unuttum, künyem duman oldu. İlk harf silinirken levh-i mahfuzdan (Allah'ın olmuş ve olacak her şeyi yazdığı korunan levha; Burûc 85/22), adımın ne olduğunu unuttum, kimliğim duman oldu. Aynalarda bir hayâlet el sallar bana, Tanışmadık hiç, tanıştık, vedâ duman oldu. Aynalarda bir hayalet el sallıyor bana; hiç tanışmadık, tanıştık, vedalaşmamız bile duman oldu. Hâb-ı pâre pâre düştü, devşiren yok, Uyandım uyanmadım, fark eden yok. Uyku parça parça düştü, toplayan yok. Uyandım mı uyanmadım mı, fark eden yok. Rü'yâda mıyım hâlâ, yoksa rü'yâ mı bende— Soran yok, soran ben, cevap veren yok. Hâlâ rüyada mıyım, yoksa rüya benim içimde mi — soran yok, soran benim, cevap veren yok. Câm-ı Cem'de ne gördüm: kendi aksim kırık, Her şikeste parçada ayrı bir "ben" durur. Câm-ı Cem'de (efsanevî hükümdar Cemşîd'e atfedilen, içine bakıldığında dünyada olup biten her şeyin göründüğüne inanılan kadeh; tasavvufta arınmış gönlü simgeler) ne gördüm: kendi yansımam kırık. Her kırık parçada ayrı bir "ben" duruyor. Cem ettim parçaları, bütün olmadı yine, Fazlalık var eksiklik var, denklem kurulmadı yine. Parçaları topladım, bütün olmadı yine; fazlalık var, eksiklik var, denklem bir türlü kurulmadı. Kalem-i kudret ne yazdı alnıma, okuyamam, Satırlar ters, harfler muğlak, mürekkep silik. Kalem-i kudret (Allah'ın kaderi yazan kalemi; Kalem suresi 68/1) alnıma ne yazmış, okuyamıyorum; satırlar ters, harfler belirsiz, mürekkep silik. Şârihler geldi geçti, herkes başka mânâ çıkardı— Belki mânâ yoktu, belki hepsi haklı, metin silik. Yorumcular geldi geçti, herkes başka anlam çıkardı — belki anlam yoktu, belki hepsi haklıydı; metin silik. Kâf ile nun arasında bir "ol" var derler, Ben o araya sıkıştım, ne oldum ne olmadım. Kâf ile nûn arasında (Arapça "kün" / "ol" emri; Yâsîn 36/82 — Allah bir şeyin olmasını dilediğinde yalnızca "ol" der, o da oluverir; iki harfin arası yaratılışın gerçekleştiği sonsuz küçük an) bir "ol" var derler. Ben o aranın içine sıkıştım, ne oldum ne olamadım. Tekvin bende yarım kaldı, hâlâ sürer mi? Yoksa terk edilmiş bir müsvedde miyim sadece? Tekvin (yoktan var etme; kelâm ilminde Allah'ın yaratma sıfatı) bende yarım mı kaldı, hâlâ devam mı ediyor? Yoksa yarıda bırakılmış bir taslak mıyım sadece? Dem-i âhirde değilim, dem-i evvelde de değil, Beyne-beynde muallak bir nokta-i meçhul. Dem-i âhirde (son nefes) değilim, dem-i evvelde (elest bezmi — ruhların ezelde "Ben sizin Rabbiniz değil miyim?" sorusuna "evet" dediği an; A'râf 7/172) de değil. İkisinin arasında askıda, bilinmeyen bir noktayım. Zaman beni içine almadı, dışına da bırakmadı, Kapıda bekleyen vardır—o benim, hâlâ meçhul. Zaman beni ne içine aldı ne dışında bıraktı; kapıda bekleyen biri var — o benim, hâlâ bilinmez. Hâtırât-ı perişanım defter-i köhnede durur, Açmaya korkarım, açmasam da okur beni. Dağınık hatıralarım eski bir defterde duruyor; açmaya korkuyorum, açmasam da o defter beni okuyor. Yazmadıklarım yazılandan beter çığlık kopar, Mürekkebi kurumuş da, ses hâlâ okur beni. Yazmadıklarım yazılanlardan daha beter çığlık koparıyor; mürekkebi kurumuş ama ses hâlâ beni okuyor. Firâk-ı ebedîden beter bir firâk var: Kendi kendinden ayrılık, visâli mümteni. Sonsuz ayrılıktan beter bir ayrılık var: kişinin kendi kendinden ayrılığı, visâli (kavuşması) mümteni (özü gereği imkânsız). Gurbette değilim, gurbet bende vatan tuttu, Dönsem nereye dönerim, merkez müntehi. Gurbette değilim, gurbet benim içimde vatan kurdu; dönsem nereye dönerim, merkez çoktan bitmiş. Sükût-ı mutlakta bir sadâ duydum sanki, Baktım ki kendi sesim, asırlar öteden. Mutlak sessizlikte bir ses duydum sandım; baktım ki kendi sesimmiş, yüzyıllar ötesinden. Çağırdım cevap vermedi, cevap verdim çağırmadı— Muhatap ben, muhâtab ben, arada perde perde perde. Çağırdım cevap vermedi, cevap verdim çağırmadı — muhatap da benim, muhatabım da ben, arada perde (tasavvufta Allah ile kul arasındaki nur ve zulmet perdeleri) üstüne perde. Hâb-ı pâre pâre düştü, devşiren yok, Uyandım uyanmadım, fark eden yok. Uyku parça parça düştü, toplayan yok. Uyandım mı uyanmadım mı, fark eden yok. Rü'yâda mıyım hâlâ, yoksa rü'yâ mı bende— Soran yok, soran ben, cevap veren... Hâlâ rüyada mıyım, yoksa rüya benim içimde mi — soran yok, soran benim, cevap veren... Hâb derler uyku, pâre derler parça— Uykum parçalandı, parçalarım uyudu. Sabah gelecek derler, Gecenin sabahtan haberi var mı ki. Söz: Ahmet Münir Müzik: Suno AI