У нас вы можете посмотреть бесплатно (97) 28.Mektup 8.Mesele/1 | Bir işaret-i gaybiye olarak Risale-i Nur'da tevafuk. или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
97 Mektubat Dersleri 28. Mektup Sekizinci Risâle olan Sekizinci Mes’ele. sayfa 262, 263, 264, 265, 266, 267 (Hayrat Neşriyat Osmanlıca Orijinal Nüsha) MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT • MEKTUBAT DERSLERİ Av. Ali KURT Sekizinci Risâle olan Sekizinci Mes’ele Şu mes’ele altı suâlin cevabı olup “Sekiz Nükte” dir. Birinci Nükte: Bir dest-i inâyet altında hizmet-i Kur’âniyede istihdâm edildiğimize dâir çok envâ‘-ı işârât-ı gaybiyeyi hissettik. Ve bazılarını gösterdik. Şimdi o işârâtın bir yenisi daha şudur ki: Ekser Sözler’de tevâfukāt-ıBirbirine uygun olmalar gaybiye var. (Hâşiye) Ezcümle ‘Resûl-ü Ekrem’ kelimesinde ve ‘Aleyhissalâtü Vesselâm’ ibâresinde ve ‘Kur’ân’ lafz-ı mübârekesinde bir nevi‘ cilve-i i‘câz temessül ettiğine bir işaret var. İşârât-ı gaybiye ne kadar gizli ve zayıf da olsa, hizmetin makbûliyetine ve mes’elelerin hakkāniyetine delâlet ettiği için, bence çok ehemmiyetlidir ve çok kuvvetlidir. Hem gururumu kırar. Ve sırf bir tercüman olduğumu kat‘iyen bana gösterdi. Hem hiç medâr-ı iftihâr benim için bir şey bırakmıyor. Yalnız medâr-ı şükrân olan şeyleri gösteriyor. Hem madem Kur’ân’a âittir. Ve i‘câz-ı Kur’ân hesabına geçiyor. Ve kat‘iyen cüz’-i ihtiyârîmiz karışmıyor. Ve hizmette tenbellik edenleri teşvîk ediyor. Ve risâlenin hak olduğuna kanâat veriyor. Ve bizlere bir nevi‘ ikrâm-ı İlâhîdir. Ve izhârı tahdîs-i ni‘mettir. Ve aklı gözüne inmiş mütemerridleri iskât ediyor. Elbette izhârı lâzımdır. İnşâallâh zararsızdır. İşte şu işârât-ı gaybiyenin birisi de şudur ki: Cenâb-ı Hakk, kemâl-i rahmet ve kereminden Kur’ân’a ve îmâna hizmet ile meşgul olan bizleri teşvîk ve kulûbümüzü tatmîn için, bir ikrâm-ı Rabbânî ve bir ihsân-ı İlâhî sûretinde hizmetimizin makbûliyetine alâmet ve yazdığımız hak olduğuna işâret-i gaybiye nev‘inden, bütün risâlelerimizde ve bilhassa Mu‘cizât-ı Ahmediye (asm) ve İ‘câz-ı Kur’ân ve Pencereler Risâleleri’nde, tevâfukāt-ı gaybiye nev‘inden bir letâfet ihsân etmiştir. Yani bir sahîfede misil olarak gelen kelimeleri birbirine baktırıyor. Bunda bir işâret-i gaybiye veriliyor ki, bir irâde-i gaybiye ile tanzîm edilir. İhtiyârınıza ve şuûrunuza güvenmeyiniz. İhtiyârınızın haberi olmadan ve şuûrunuz yetişmeden hârika nakışlar ve intizâmlar yapılıyor. Hâşiye: Tevâfukāt ise ittifâka işarettir. İttifâk ise ittihâda emâredir. Vahdete alâmettir. Vahdet ise tevhîdi gösterir. Tevhîd ise Kur’ân’ın dört esasından en büyük esasıdır. SAYFA 263 Bâhusus Mu‘cizât-ı Ahmediye (asm) Risâlesi’nde ve lafz-ı Resûl-ü Ekrem ve lafz-ı salavât bir ayna hükmüne geçip, o tevâfukāt-ı gaybiye işaretini sarîh gösteriyor. Yeni, acemi bir müstensihin yazısında, beş sahîfe müstesnâ, mütebâkî iki yüzden fazla salavât-ı şerîfe birbirine muvâzî olarak bakıyorlar. Şu tevâfukāt ise, şuûrsuz yalnız on adedde bir-iki tevâfuka sebeb olabilen tesâdüfün işi olmadığı gibi, san‘atta mahâretsiz, yalnız ma‘nâya hasr-ı nazar ederek, gayet sür‘atle, bir-iki saatte otuz kırk sahîfeyi te’lîf eden ve kendi yazmayan ve yazdıran benim gibi bir bîçârenin düşünüşü dahi elbette değildir. İşte altı sene sonra, yine Kur’ân’ın irşâdıyla ve İşârâtü’l-İ‘câz olan tefsîrin dokuz (اذا) ’nin tevâfuk sûretiyle gelen irşâdıyla, sonra muttali‘ olmuşum. Müstensihler ise, benden işittikleri vakit hayret içinde hayrette kaldılar. Nasıl ki lafz-ı Resûl-ü Ekrem ve lafz-ı salavât, On Dokuzuncu Mektub’da, Mu‘cizât-ı Ahmediye’nin (asm) bir nev‘inin bir nevi‘ küçük aynası hükmüne geçti. Öyle de, Yirmi Beşinci Söz olan i‘câz-ı Kur’ânda ve On Dokuzuncu Mektub’un On Sekizinci İşareti’nde lafz-ı Kur’ân dahi, kırk tabakadan yalnız gözüne i‘timâd eden tabakasına karşı bir nevi‘ mu‘cizât-ı Kur’âniye’nin, o nev‘in kırk cüz’ünden bir cüz’ü tevâfukāt-ı gaybiye sûretinde bütün risâlelerde tecellî etmekle beraber, o cüz’ün kırk cüz’ünden bir cüz’ü lafz-ı Kur’ân içinde tezâhür etmiş. Şöyle ki: Yirmi Beşinci Söz’de ve On Dokuzuncu Mektub’un On Sekizinci İşareti’nde, yüz def‘a ‘Kur’ân' lafzı tekerrür etmiş. Pek nâdir olarak bir-iki kelime hâriç kalmış. Mütebâkîsi bütün birbirine bakıyor. İşte meselâ, İkinci Şuâ’ın kırk üçüncü sahîfesinde yedi ‘Kur’ân' lafzı var. Birbirine bakıyor. Ve sahîfe elli altıda sekizi birbirine bakıyor. Yalnız dokuzuncu müstesnâ kalmış. İşte şu şimdi gözümüzün önünde, 69. sahîfedeki beş lafz-ı Kur’ân birbirine bakıyor. SAYFA 264 SAYFA 265 SAYFA 266 SAYFA 267 O zâtın sathî ilişmesinden, üç cihetle memnûn oldum: Birincisi: Tenkîd etmek istediği halde, edemediği için gösteriyor ki, Onuncu Söz’ün hakāiki, kābil-i tenkîd değildir. Olsa olsa teferruât kabîlinden bazı ibârelerine ilişebilir. İkincisi: İnşâallâh âlî bir zekâ ve gayreti bulunan Abdülmecîd’i gayrete getirdi. Hulûsî’ye yakışacak, çalışkan, müteyakkız bir arkadaş oldu. Üçüncüsü: O zât müşteridir ki ilişmiş. Müşteri olmayan lâkayd kalır. İnşâallâh ileride tam istifâde edecek. Bu nüktenin bir güzel meâlini ya sen, ya Abdülmecîd kaleme alıp, benim selâmımla, memnûniyetimle beraber, o zâta gönderebilirsiniz.