У нас вы можете посмотреть бесплатно Kitap Değerlendirme: Walter Lippmann - Hayalet Kamuoyu или скачать в максимальном доступном качестве, видео которое было загружено на ютуб. Для загрузки выберите вариант из формы ниже:
Если кнопки скачивания не
загрузились
НАЖМИТЕ ЗДЕСЬ или обновите страницу
Если возникают проблемы со скачиванием видео, пожалуйста напишите в поддержку по адресу внизу
страницы.
Спасибо за использование сервиса ClipSaver.ru
Walter Lippmann bu eserinde modern demokrasinin temel varsayımlarını radikal biçimde sorgular. Kitabın merkezindeki tez şudur: Demokratik teorinin dayandığı “bilgili, ilgili ve yetkin halk” fikri büyük ölçüde bir yanılsamadır. Lippmann’a göre “kamu” (public) sanıldığı gibi sürekli olarak siyasal süreçleri izleyen, rasyonel kararlar alan bütüncül bir özne değildir; aksine, çoğu zaman pasif, dağınık ve sınırlı bilgiye sahip bireylerden oluşan geçici bir kalabalıktır. Bu nedenle “kamu”, pratikte bir hayalet gibidir: adı vardır ama gerçek bir yönetsel kapasitesi yoktur. Lippmann kitabın başında modern yurttaşın yaşadığı hayal kırıklığını betimler. Sıradan birey, kendisini etkileyen politik kararların çoğunu ne doğrudan görebilir ne de anlayabilir. Günlük hayatın yükü altında yaşayan yurttaşın her mesele hakkında bilgi sahibi olması ve bilinçli kanaat üretmesi mümkün değildir. Buna rağmen demokrasi teorisi, vatandaştan neredeyse sınırsız dikkat, zaman ve entelektüel çaba talep eder. Lippmann bu beklentiyi “ulaşılamaz bir ideal” olarak niteler. Eğitimin bu sorunu çözeceği yönündeki yaygın inancı da eleştirir. Okullar yurttaşlara güncel politik sorunların listesini öğretebilir, fakat hızla değişen modern dünyada bu bilgi kısa sürede geçerliliğini yitirir. Dahası, insanlar doğaları gereği kamusal meselelere sınırlı ilgi gösterir. Dolayısıyla sorun cehaletten çok yapısaldır: modern toplumun karmaşıklığı, bireysel yurttaşın bilişsel kapasitesini aşmaktadır. Lippmann’a göre siyasal hayatın gerçek aktörleri “kamu” değil, doğrudan işin içinde olan uzmanlar, yöneticiler ve çıkar gruplarıdır. Kamu ise çoğunlukla olaylara sonradan dahil olur ve ancak kriz anlarında “evet” ya da “hayır” diyerek taraflardan birini destekler. Bu anlamda halk yönetmez; yönetenleri onaylar ya da reddeder. Kamuoyunun asli işlevi politika üretmek değil, başarısız ya da keyfi iktidarı sınırlamaktır. Kitap ayrıca “ortak çıkar” fikrine de kuşkuyla yaklaşır. Toplum, tek bir amaç etrafında birleşmiş homojen bir bütün değildir; farklı çıkarların sürekli çatıştığı çoğulcu bir alandır. Bu çatışmalar ahlaki ilkelerle kolayca çözülemez, çünkü her grubun “doğru”su kendi konumuna bağlıdır. Bu yüzden siyaset, evrensel bir adalet planını hayata geçirmekten ziyade, rakip çıkarlar arasında geçici uzlaşmalar üretme sanatıdır. Lippmann, demokrasinin temel sorununu yanlış bir beklentiye bağlar: Halkın her konuda bilinçli ve etkin olması beklenmektedir. Oysa daha gerçekçi bir modelde yurttaşlar sınırlı roller üstlenir; teknik kararlar uzmanlara bırakılır, kamu ise yalnızca büyük yönelimler konusunda devreye girer. Böylece demokrasi, her şeyi yöneten bir halk ideali yerine, hatalı iktidarı düzeltmeye yarayan bir denetim mekanizması olarak yeniden düşünülmelidir. Sonuç olarak The Phantom Public, romantik demokrasi anlayışına karşı sert bir realizm sunar. Lippmann, halk egemenliği mitini çözümlerken modern toplumun karmaşıklığını merkeze alır ve siyaseti, her şeyi bilen yurttaşların kolektif iradesi değil, sınırlı bilgiye sahip bireylerle uzman elitler arasındaki zorunlu bir iş bölümü olarak tasvir eder. Kitap, demokrasiyi yıkmayı değil, onu daha mütevazı ve gerçekçi temeller üzerine yeniden düşünmeyi amaçlayan provokatif bir eleştiridir.